Özge ve Güçlü daha önce Barselona’ya geldikleri için, farklı yerleri keşfetmek üzere bizden ayrılıyorlar. Biz de onların tavsiyesi ile 2 ayrı rota üzerinde ring atarak şehir turu yapan böylece ekonomik bir şekilde şehrin tüm turistik yerlerini görme imkânı sunan, gün boyunca dilediğiniz kadar inip binebileceğiniz otobüslere biniyoruz. Aslında güzel bir havada üstü açık olan 2. katlarında seyahat etmek süper olurdu ama giderek şiddetini arttıran yağmur nedeniyle bu zevkten mahrum kaldık.
Barselona aylarca ve belki de yıllarca kalsanız gezmeyi, keşfetmeyi bitiremeyeceğiniz bir şehir. Her ne kadar bu özelliği nedeniyle gemimizin de en uzun kalacağı liman olsa da [tüm limanlarda en geç 18.00 olan ayrılma saati burada 22.00. Bu arada Barselona geminin de en çok kaçırıldığı limanmış:)], bu sürenin şehrin ancak bir parmak tadına bakmaya yeteceği belli. Bu nedenle “Barselona” deyince akla ilk gelen , sembol haline gelmiş yerlerini görecek şekilde plan yapıyoruz. Niyetimiz öncelikle La Sagrada Familia Kilisesi’ni, Casa Mila’yı, Park Güell’i ve La Lambras Caddesi’ ni görmek. Alev ilave olarak Barcelona takımının meşhur stadı “Camp Nou” yu görmek konusunda ısrarlı. Ben ise bir futbol stadının gezi programından rahatlıkla çıkarılabileceğini, onun yerine çok daha anlamlı bir tarihi eserin ya da mekanın görülebileceğini düşünüyorum.
Otobüsümüz ilk durağa ulaştığı anda aslında binmeyi hedeflediğimiz yeşil hat yerine, hata ile turuncu hatta binmiş olduğumuzu farkettik. Bu hattın 2. durağı ise Camp Nou Stadı :) Tabii Alev sevinçten havalara uçtu. Haliyle grubun geri kalanıyla da 2. durakta ayrıldık. Ben de mecburen gittiğim bu staddan neredeyse bir Barcelona taraftarı olmuş olarak çıktım:) Gezmesi 1 saatten fazla zaman alan bir müze aslında Camp Nou. Etkilenmemek mümkün değil.

Camp Nou'da Alev'in bol bol fotolarını çektik tabii:)Staddan ayrılırken yağmur yine başladı. Şansımıza durağa geldiğimiz anda bir otobüse binebildik. Güçlü ve Özge Casa Mila’dan La Sagrada Familia’ya yürüyerek gidilebileceğini söylemişlerdi. Önce Casa Mila’ya gittik. Barcelona demek Antoni Gaudi demek. Sanırım onun gibi dahi bir mimar bir daha dünyaya gelmedi, kolay da gelmez. Barselona’yı “Barselona” yapan, şehre ve kültüre adeta damgasını vuran eserlerini görünce bu düşünceye kapılmak çok kolay zaten. Gaudi bence kesinlikle başka bir boyutun insanı, dünyanın olduğu boyuta da insanlığı estetik ve mimari açıdan kalkındırmak, yeni vizyon kazandırmak için gönderilmiş.
Casa MilaCasa Mila’dan La Sagrada Familia’ya yürümek 20 dk. civarında sürecek ancak yağmur öyle bastırdı ki hiç olmazsa biraz azalana kadar öğle yemeği yemek üzere ara sokakta bulduğumuz kendi halinde küçük bir lokantaya giriyoruz. Katalan usulü tortellini yiyip, Katalan birası içerek şehir haritasını inceliyoruz. Lokal müşterilerin hepsi şarabı içine su katarak içiyor. Demek burda adet böyle.
Ara sokaktaki restoranBurası İspanya’nın "Katalonya" bölgesi, Barselona Katalan şehri, hepiniz biliyorsunuz ki Katalonya İspanya’dan ayrılma konusunda ciddi mücadeleler veriyor. Ben şahsen İspanya’dan ayrı bir Katalonya düşünemiyorum, çünkü bugüne kadar İspanya deyince aklıma hep Barselona gelmişti:) Burada milliyetçilik had safhada. Herşey Katalan dilinde yazılı, herkes Katalanca konuşuyor vs. Fakat burada durum bizdeki benzer hengameden epey farklı: Katalonya adeta İspanya’nın ekonomik ve kültürel dinamosu. Para basıyor, sürekli kültür, sanat, estetik üretiyor, "katma değer" yaratıyor. İnanılmaz büyük bir “marka değeri” var. Yani bağımsızlık taleplerinin altı dolu, hem de nasıl... Bu da İspanya’yı uğraştırıyor.