
Birileri "Sadece benim dediğim, benim istediğim gibi olsun; benim isteklerim diğerlerininkininden daha önemli ve özeldir, ben de herkesten üstünüm, bu yüzden benim istemediklerimi isteyenlerin, benim gibi düşünmeyenlerin hakları yok edilebilir, hatta kendileri de... Çünkü ben güçlüyüm, bu yapacağım herşeyi meşru kılar" dediğinde ve bu kişiler siyasi iktidarı eline geçirdiğinde neler olur? Dünya tarihi bu düşüncelere sahip kralların, devlet adamlarının, askerlerin ibret verici hikayeleri ile dolu.
Nazilerin 2. Dünya Savaşı arefesinde kendileri gibi düşünmeyen, kendi inandıklarına inanmayan veya kendilerine benzer olmayanları adım adım, önce toplum dışına itip, nihayette toptan yok etmeye varan eylemlerinin arkasında buna benzer bir söylem yatıyordu. Mağdur söylemi ile gücü ele geçirenlerin bir süre sonra kendilerinin zulmeden ve mağdur yaratan rolüne bürünmesi ne garip bir paradoks...
Naziler 2. Dünya Savaşı'nın hemen öncesinde kendilerinden olmayanı marjinal boyutta "ötekileştirmeye" zaten son hızla başlamışlardı. Bunlar arasında kendilerine göre en büyük tehdit (hem çok oldukları hem de zamanın Almanyasının ekonomik güçlerini ellerinde tuttukları için) Yahudilerdi. Bu nedenle genelde "Yahudi Soykırımı= Holokost/Holocost" olarak bilinen soykırım, aslında toplumun Naziler gibi düşünmeyen her kesimini kapsıyordu: En büyük kaybı vermekle birlikte sadece Yahudiler değil, komünistler, bedensel ve zeka özürlüler, eşcinseller, çingeneler, hatta zaman içinde Lehler, Slavlar, nihayet karşıt görüşlü Almanlar da "soykırım" tanımının tam olarak hakkı verilerek, "sistematik" bir şekilde yok edildiler. Kaç milyon kişinin hayatını bu sistematik kıyımlarda kaybettiğinin kesin bir dökümü olmamakla birlikte, bu rakam bazı kaynaklara göre 15 Milyonun üzerindedir. Örneğin; zaten hükümetçe fişlendikleri için kayıtlarına nispeten kolay ulaşılabilen Yahudilerin 2. Dünya Savaşı öncesinde Kıta Avrupası üzerindeki nüfusları 4,5 milyon civarında iken, savaş sonrası bu rakam 500.000 lere inmiştir.
Bu "ötekileştirme" projesi, "arî" Alman ırkından olmadıkları halde Almanya'nın hertürlü zenginliğini ellerinde tutan, gerçek Almanların haklarını yiyen, sömüren Yahudi kökenli Alman vatandaşları yüzünden mağdur olduklarını iddia eden ve bu mağduriyeti telafi etmek sözüyle iktidara gelen, Adolf Hitler liderliğindeki Nasyonel SosyalistAlman İşçi Partisi (isimdeki paradoksa da ayrıca dikkat edilmeli sanırım) tarafından yürütülüyordu.
Naziler savaş öncesinde önce sarı yıldız takmaya, sonra gettolarda yaşamaya mecbur bırakarak "fişledikleri" insanları, savaşın başlamasıyla birlikte son sürat özellikle Doğu Avrupa ülkelerinde inşa ettikleri pek çok çalışma kampına gönderdiler. Kamplar savaş boyunca Alman vatandaşlarına zaten hükümet tarafından manipüle edilen devlet yayınlarında bir tür "tatil köyü" olarak tanıtıldı. Bazı ari kökenli olmayan Alman vatandaşlarının, vatanlarına borçlarını ödemek için, gayet insani şartlarda, gönüllü olarak çalıştıkları, karşılığında devletlernin de onlara çok iyi baktığı propogandası yapılıyordu. O yüzden o kamplarda yaşana vahşetin boyutu ancak, Almanya savaşta resmen mağlup olduğunda ortaya çıktı.
Bu kamplardan bir tanesi "özel" öneme sahipti. Çünkü bu kamp o dönemde yapılmış kampların en büyüğü olmasının yanı sıra, resmi olarak bir "ölüm kampı", Nazilerin tabiriyle "Final solution to the Jewish question = Yahudi sorununa nihai çözüm" yeri idi. Buradan canlı çıkmak imkânsızdı.
Auschwitz Kampı, Polonya'da, Krakow 'a yaklaşık 70 km mesafede bulunan Oswiecim şehrinde bulunuyor. Auschwitz aslen Auschwitz, Birkenau ve Monowitz isimlerini taşıyan üç büyük kamptan oluşan bir yer. Auschwitz içlerinde en büyük olan. Bugün tamamı "mezarlık" olarak kabul edilen bir müze olarak, insanlık tarihinin en acı gerçeklerinden biriyle yüzleşmeye cesareti olan insanların ziyaretine açık. Göreceklerinize inanmakta zorlanacağınız garantidir. 2004 yılında yolum düşmüş oraya, daha doğrusu işimin uzaması nedeniyle kaçırdığım bir uçağın bana kazancı oldu burayı görmek... Ben "kazanç" diyorum, o zamandan sonra her basit sıkıntıda mızıldandığımda en azından "hakkım var mı acaba" diye sormama sebep olan tecrübelerden biri olduğu için... O zaman oraya gitmek istediğimi duyan Polonyalı meslekdaşlarım ise dehşete düşüp "İyi düşün. Biz bile gitmedik ve asla da gitmeyeceğiz" demişlerdi. Haklı olabilirler kendilerine göre, muhtemelen ailelerinde bu dehşeti doğrudan yaşamış olanlar vardı.
Auschwitz insanın insana neler yapabileceğinin yaşayan en somut örneği bana göre. O dehşet günlerinin izleri hala canlı çünkü. Öyle ki, aradan geçen 60 küsür yıla rağmen, ne şekilde ve hangi şartlarda öldürüldükleri anlaşılmasın diye cesetleri yok etmek amacıyla kurulan krematoryumlarda yakılan insanların küllerinin boşaltıldığı havuz hala dolu...
Auschwitz'in hikayesine tek tuşla ulaşabilirsiniz, ben burada kendi objektifime takılanların bir kısmını paylaşacağım sadece. Söz şimdi fotoğraflarda:













Kamptaki bir yazıt: "Nazilerin, Avrupa'nın çeşitli ülkelerinden (gelen) çoğunluğu yahudi, yaklaşık bir buçuk milyon civarında erkek, kadın ve çocuğu öldürdükleri bu yer sonsuza dek bir çaresizlik çığlığı ve insanlığa uyarı olsun"