7 Nisan 2010 Çarşamba

BU GİNE BAŞKA GİNE (5) : GARİP OLAYLAR

Burası bir bakkal dükkanı ve bugün satılan tek ürün muz.

Çoğunluğu katolik hristiyan olsa da, halk, belki de genetik kodlarında yerel pagan gelenekler hala kazılı olduğu için, yer yer “korkutucu” derecede batıl inançlara sahip(miş). “Korkutucu” sıfatını ise son seyahatimde yine meslekdaşımın verdiği bilgilerden sonra kullanmaya karar verdim. Afrika’nın kanayan yarasıdır “kara büyücülük” faaliyetleri (bizim töre cinayetleri gibi). Herkes bilir, ama kimse hakkında konuşmaz. Korkutucu çünkü, ülkede bu faaliyetler sonucu ölen çok insan var(mış). İşin ilginç yanı bunlar suç olarak kayıtlara geçmiyor, zira kimse (korktukları veya “ böyle olması gerektiğine” inandıkları için) şikayetçi olmuyor(muş). Meslekdaşım, “sadece Malabo’da olanları anlatsam bana inanmazsın” dedi. Yolu büyücüden geçmeyen yok anladığım kadarıyla. Bu konunun alenen konuşulması, sorulması da hoş değil zaten. Bu da onların “tabusu” demek...

Kilisede ayin

Bir kaç kez gittiğimiz bar ve gece klüplerinde barmenlerin birayı açar açmaz şişenin ağzına kağıt peçete tıkıştırmaları ve bira içenlerin de biralarından yudum aldıktan sonra aynı peçeteyi şişeye kapatmaları dikkatimi çekti. Bunu “hijyen” sebebiyle yapıyor olabileceklerini düşünmüştüm, her ne kadar “hijyen kaygısı” diye bir kaygı türünün buralarda olmadığı ortada olsa da... Şaşkınlığımı farkeden orada uzuuuun yıllardır yaşayan Lazarus Bunu neden yapıyorlar biliyor musun? Çünkü insanlar zehirlenmekten korkuyorlar” dedi. En “favori adam yoketme" yöntemi bar gibi anonim mekanlarda içeceklere zehir konmasıymış. Sebebinin bazen “kara büyü” ile, bazen de (diyenlerin yalancısıyım) "derin devlet işleriyle" bağlantılı olduğunu söylediler... Öyle ya da böyle, insanların ciddi bir “zehirlenme paranoyası” yaşadıkları bariz. “Burada zehirlenerek ölürsen, kimse gerisini araştırmaz” dedi Lazarus.

Her daim ağızları peçete ile kapatılan bira şişeleri

Ana karanın ve ülkenin en büyük şehri Bata’dan ülkenin derinliklerindeki başka bir şehir olan Mongoma’ya gitmemiz gerekti bir gün karayoluyla. Kendi tercihimiz değildi gerçi, ama işte 3 saatlik süren karayolu seyahatimizi hayatımın “riskli” deneyimi olarak hatırlayacağım.

Bir defa bildiğiniz yollardan değil oradaki yollar: Yanyana iki aracın aynı anda geçmesinin mümkün olmadığı darlıkta, ne banketi, ne dirseği, ne yol işareti, ne kedi gözü.... (yer yer -istisnasız hepsinin içine düştüğümüz- derin çukurların olduğu, gelişigüzel dökülmüş asfalt ve çılgıncasına keskin virajlar dışında) hiç ama hiç bir şeyi olmayan yollar... Üstüne ehliyetsiz bir şoför (ülkede ehliyet sistemi ve eğitimi olmadığını da bu acıklı seyahatimizin ortasında, artık şoföre yavaşlaması için bas bas bağırmakta olduğumuz sırada öğrendik:))... Ayrıca, her 20-30 km de bir kurulmuş asker barikatı ve kontrol noktaları... Her kontrol noktasında size elindeki makinalı tüfeği doğrulturak yaklaşan askere niye seyahat ettiğinizi, derdinizi, amacınızı anlatmak zorundasınız. Ve bu işin şakası yok: Bu ülkede güvenlik güçlerinden korkmanız gerekiyor. Hal ve tavırlarından ellerindeki gücü keyfi kullanabilecekleri izlenimini hemen ediniyorsunuz zaten. Seyahat nihayet mucize eseri kazasız belasız bittiğinde blendırdan geçirilmiş gibi hissettim kendimi:)

Kendilerinden muz aldığımız anne ve oğlu (dikkat göbek var:))


Ülkenin neredeyse tamamı yağmur ormanlarıyla kaplı. Tanzanya’da da görmüştüm yağmur ormanlarını, ama onlar, içlerinden insanların geçmelerine izin verecek kadar “dost canlısı” idiler. Buradakilerin ise içine girmek adeta imkânsız, o denli sık... Havadan yemyeşil bir okyanus gibi görünen bu ormanlar, cepheden baktığınızda simsiyah ve alabildiğine “ürkütücü”. Karayolunun kenarında sağlı sollu, sık sık gördüğümüz 5-10 barakadan oluşmuş, elektrik dahil hiç bir şeyi olmayan ve kapkara ormanlarla çevrilmiş köylerde (ve genelde ülke kırsalında) yaşayan halkın niçin keskin bir şekilde batıl inançlara sahip olduğunu ve yüzlerinde her daim “az önce cin görmüş” ifadesi taşıdıklarını daha iyi anlıyorsunuz. Bu insanların özellikle gece zifiri karanlık çöktüğünde, zihinlerini meşgul edecek, dikkatlerini başka yöne çekecek başka hiç bir alternatifleri olmadığından, içinde ne olduğunu hiç bilmedikleri bu kapkara ormanlardaki cadılar, canavarlar, vahşi hayvanlarla ilgili fantezi kurmalarının gayet doğal olduğuna, o nedenle halen yoğun şekilde batıl inanç ve kara büyü egemenliğinde yaşadıklarına hükmetttik. Dönüşümüz geceye kaldığında, o karayolunda o kadar korktuk ki biz de kendimizi bu tür yargılara ulaşmaktan alıkoyamadık:)

Yanlış anlamayan, bu teyze büyücü değil, o da bize hindistan cevizi sattı:)

10 yorum:

ramazan dedi ki...

Sanki uzayda garip bir dünyayı anlatır gibi. Çok ilginç. Teşekkürler.

Nihal dedi ki...

Afrika üzerine yazılan her seyahatname (sizin veya başkasının -kaldı ki sizin Tanzanya maceralarınızı biraz o konuda taraflı olduğumdan olsa gerek çok sevmiştim) Türkiye insanının elinde yüksekten bakan bir hale bürünüyor. Bu eleştiriyi çok sert bulabilirsiniz ama Gine maceralarınızı yazış şeklinizin bende bıraktığı etki bu..

Basak dedi ki...

Ramazan bey biraz öyle oluyor hakikaten ama dünya gerçekten büyük ve bize inandırılmaya çalışıldığı gibi tek bir yaşam yok.


Sevgili Nihal; niye sert bulayım, hiç de bulmadım. Yorum tuşu bu yüzden var:) Yazarken böyle bir izlenim vermekten de korkmuştum oysa ki... O yüzden de dikkat edersen parantezler içinde "miş" ifadelerini sık kullandım, "bana anlatıldığına göre" dedim, bana bunu anlatanın ağzından cümle kurmaya "özellikle" özen gösterdim, benden ziyade söyleyeni bağlacağı ve onun görüşünü yanttığını düşünerek... Kültürümüzün, alışkanlıklarımızın bizi nasıl bizden farklı olanı yargılamaya şartladığının farkında olduğumu sık sık yazı aralarında ifade ettim. Çünkü ne olursa olsun hikaye anlatıyorsanız tamamen yargıdan arınmanız zor. Demek yine de tepeden bakıyor gibi anlaşılmasının önüne geçememişim:)
Biz kim oluyoruz da tepeden bakalım? Kendimiz bu tip bakış açısından rahatsızken? Ben şahsım adına Afrika'ya bu denli aşıkken, farklı kültürlere saygılıyken?? Hayat görüşüm tepede durmama en azından vicdanen engeldir. Buradaki yazılar benim tamamen "subjektif" gözlerimlerimi yansıyor, bunu da sık sık belirtiyorum. Yazarken özgür irademi kullanmayı tercih ediyorum, yine de belli etik kurallardan taviz vermem. Fakat ona ayıp olur, bu yanlış anlaşılır gibi kriterlere çok fazla takılırsam, bu yazılar samimiyetini kaybeder. Bizzat başıma geleni, duyduğumu, gördüğümü yazıyorum. Yine de ayrımcılık yapamamaya dikkat ediyorum, ama bazen kendi alışkanlıklarımın çoook ötesinde bir şeylerle karşılaşınca, paylaştığım gözlem taraflı görünebiliyor. Ne de olsa benim kişisel algı merceğimden geçtiklerinde bir miktar objektivitelerini kaybediyorlardır. Siz de yazsanız aynı şey olacaktır, eminim. Görüş belirttiğiniz için teşekkür ederim.

Abi dedi ki...

barda zehirlenme korkusuyla bira içilir mi yaw? :)))
yine çok bilgilendim sayende. sağol.

minimalist dedi ki...

bakkal dükkanı ve miniğin göbüşü çok şirindi. Bira olayına ise gerçekten çok şaşırdım :))

Basak dedi ki...

Sevgili Abi ve Minimalist; valla korksalar da deli gibi içtikleri bir gerçek. Biranın içine peçete sokmak, meksika usulü limon tıkmak gibi doğal:)

HaNdE... dedi ki...

ŞAKA GİBİ, FİLM GİBİ :))

ahmet türko dedi ki...

ben şuan malaboda çalışıyorum inanınki çok acayip insanlar en ufak bir tartışmada polis çağırıyorlar ve burada kanun yok rüşvet var , burada sizi çok iyi tanıyorlar ve sizi sömürmek için her yolu deniyorlar yeterki ten reniniz beyaz olsun sokakta kafanıza göre gezmeniz size 300 dolara maal olur hiç birşey yapmanıa gerek yok......

ahmet türko dedi ki...

şuan malaboda iş için bulunuyorum ama gerçekten çok acayip biryer tek yaşamları alkol gelen insanları sömürmeye çalışmaları ve bunun yanı sıra polisle karşı karşıya geldiğiniz vakit bilinki cebinizden 100$ çıkar burada kanun para , buraya 100,000$ parayla gelen bi insan burada yüzlerce kişiyi kendisine köle yapabilir hiç bir duyuya sahip olmadıklarını gördüm

ahmet türko dedi ki...

pecete mevzusua elince buradaki sinekler çok aşırı derecede mikrop taşıyorlar bi insanı öldürmeye yetecek kadar 2. olarakta insanlarda para olmadığı için yabancıları zehirleyip soyduklarıda doğrudur....