2 Eylül 2010 Perşembe

ŞİMDİ DANİMARKALI OLMAK VARDI ANASINI SATAYIM:)

Yazmakta cömert, yayınlamakta tembel aile olarak tatilden yeni geldik. Taslaklarda 6-7 yazı yayınlanmayı bekliyor her zamanki gibi. Fotoları bir seçsem, işleri tamam. Gelin görün ki henüz rehavetten çıkamadığım için elim de gitmedi.

Bugün aklımı fazlasıyla meşgul etmiş bazı şeyleri burada aklımdan klavyeye yansıdığı şekilde paylaşasım geldi aniden, ki kişisel düşünce yazılarına çok az yer veriyoruz burada.

Referandum "rezaleti" her geçen gün daha çok acı çektiriyor bana. Bu vesileyle insanlarımızın bu kadar ruhsuz, bu kadar fırsatçı ve daha acısı bu kadar "özdeğer-özsaygı yoksunu" olduğunu bir kez daha görmek beni üzüyor. Hep Atatürk'ün "insanlar layık oldukları şekilde yönetilirler" sözü geliyor aklıma... Özdeğer duygusu ve öz saygısı düşük insanlar her daim bu seviyelerine ait sonuçları yaratıyorlar. Kendi hayatlarında sürekli baş gösteren dramlar bir kenara, bu tür kendini sevmeyen insanların sayısı bir toplumda arttıkça, artık toplum ve yönetime de aynı hissiyatın yansıması kaçınılmaz hale geliyor.

Artık kesin olarak emin olduğum bir şey var: Türk milleti kendini sevmiyor, özdeğeri, özsaygısı ve özgüveni düşük, yerlede sürünüyor. O kadar ki vatandaşı olduğu devletin, parçası olduğu ulusun her unsurundan bir eziklik, bir memnuniyetsizlik duyuyor. Ama kendisi bunları düzeltecek şeyleri yapma konusunda adeta felçli gibi. Özsaygı düşüklüğünün göstergesidir bu "atalet" durumu. Hep dünyadan bir şeyler istemek, beklemek, ama istediklerine ulaşmak için hiç bir şey yapmamak, istedikleri olmayınca da gariban edebiyatına sığınmak...

Çocuğuna yabancı çağrışımlı isimler vermek, asla Türkçe müzik dinlememek, Türk edebiyatı okumamak (ve bunlarla övünmek), konuşurken Türkçeden çok İngilizce kelimeler kullanmak, sürekli borç batağında yaşamak, çocuklarını, kardeşlerini, eşlerini bir hiç için öldürmeyi göze alacak kadar sevgisiz olmak... Hepsi ama hepsi bir milletin fertlerinin kendini ne derece sevmediğinin, benimseyemediğinin sosyolojik göstergeleri...

Referandumla asıl yapılmak isteneni "ısrarla" anlamamanın altında da sadece ve sadece kişisel hırsların ve düşük öz saygının yattığını düşünüyorum artık. Bu hırsların içeriği insandan insana değişiyor. Bir kısmının çocukluk travmalarıyla dahi ilgisi olduğuna giderek daha çok ikna oluyorum yapılan bazı yayınları okuyunca. Bir şekilde hayattan istediğini alamadığını, hayatın hep kendine borçlı olduğunu düşünen, bu yüzden hayattan ve onu temsil eden herşeyden bilinç üseviyesinde ya da altında nefret eden, gerçekte ise kendinden ve kendi menfaatlerinden başka hiç bir şeyi düşünmeyen ve bu anlamda kelimenin tam anlamıyla kendinden başka hiç kimseye hayrı olmayan insanların hayattan hangi şekilde olursa olsun intikam alma vasıtalarından biri olduğunu, bu amaçla kullanılacağını da düşünüyorum artık.

Lütfen avaz avaz "evet" oyu vereceğini açıklayan medyatik insanları (gazeteciler, iş adamları, yazarlar, sanatçılar, şov dünyasının ünlüleri vs.) dikkatli inceleyin, geçmişlerine, özel hayatlarına bakın, ama lütfen çok dikkatli bakın. Ortaya nasıl bir profil çıkacağını görün.

Şimdi ben de iradeye müdahale ediyor gibi görünmüş olmak istemem. İsteyen evet, isteyen hayır der. Ancak, sürekli olarak hergün başka bir şekilde "evet" diyeceğini açıklayan insanların söylemlerinin çoğu o kadar temelden yoksun, o kadar ilkokul çocuğu seviyesinde ki, bu kendini bilmezlik beni sinirlendiriyor. İster istemez işin içinde başka bir menfaat hesabının olduğu duygusuna kapılıyorum. Üstelik demokrasi için evet diyeceğini beyan ederken hayır diyeceklere en çirkin, en ağır saldırılarda bulunmayı ihmal etmiyorlar. Adeta hayır demeyi düşünenleri terörize etme çabası var. Liberal ve demokrat geçinen bu insanların kendileri gibi düşünmeyen herkese "faşist" derken, bir de dönüp aynaya bakmalarını tavsiye ederim.

Gelelim anayasa değişikliği paketine: Bir defa anayasa değişikliklerinin bir paket halinde halkoylamasına sunulması uygun değildir. Size bir liste sunuyorlar, bu listede ekmek, su, süt, sebze ve eroin bulunuyor, sonra da hepsine birden "evet, hepsi sağlıklıdır" demeniz bekleniyor. Normalde kargaların güleceği kadar absürt bir durum, ama şu an referandumda yapılacak olan tam da bu. Eğer yapılan iş sağlıklı, asıl niyet de "iyi" olsaydı, her bir değişikliği tek tek oylamaya sunarlardı. Ama asıl niyet ne yazıkki iyi değil.

Acaba kaç kişi bu değişiklik paketinin içeriğini biliyor? 29 sayfalık öneri paketini okurken, bir hukukçu olarak ben bile zorlandım, sıkıldım (amacın da tam bu hissi vermek olduğunu sanıyorum). Okuma alışkanlığı dillere destan bir milletin evlatları olarak allah aşkına söyleyin: Haberiniz var mı bu paketin içeriğinden???

Daha çok demokrasi getireceği iddia edilen anayasa değişikliği tasarısının sadece bir tek amacı var: Yargıyı yürütmenin vesayeti altına sokmak. Bu ise demokrasinin olmazsa olmaz prensibi "kuvvetler ayrılığı" prensibinin sonu demektir.

Diğer "krema" mahiyetindeki değişiklik önerilerine gelince: Yapmayınız, etmeyiniz... Akla gelen her şey anayasaya yazılmaz. Öyle olsaydı, o zaman kanunlara gerek kalmazdı. Kaldı ki bu yeni ilavelerin büyük çoğunluğu dolaylı olarak kanunlarımızda mevcuttur. Hoş buna rağmen insan kendine mesela şunu sormalı: Senin "kadın erkek eşitliğine inanmıyorum" diyen, "en az üç çocuk yapın" buyurarak kadına adeta ait olduğu yerin evi olduğunu alenen beyan eden bir başbakan mı kadın haklarını iyileştirecek? 7 yıldır Meclis'te anayasayı değiştirebilecek bir çoğunlukla ülkeyi yöneten iktidar partisi bu sözde "iyi niyetli demokratik" değişiklikleri aradan geçen upuzun 7 yılda niye yapmadı peki??? Siz kimi kandırıyorsunuz yaa??? Utanmadan "Darbe anayasasına son" diyorlar, geçen 30'a yakın yılda anayasının 20'den fazla kez değiştirildiğini özellikle hasır altı yaparak...

Son dönemeçteyiz. Elinizi vicdanınıza koyun ve kendinizi, kendinize sıra gelmiyorsa o zaman lütfen çocuklarınızın geleceğini düşünün.

20 yorum:

JTB (JourneyToBlue) dedi ki...

basakcim tam da boyle dusunuyorum, ve yazdigin her satira katiliyorum. ne yazik ki insanlarin kendi aralarinda kutuplasmalarina sebep oldular..
artik insanlar kardescesine, birbirlerine saygili olarak yasamaz haldeler..
anlayis, en onemlisi hos goruyu kaybetti insanlar..
yolsuzluklara, hirsizliklara her gun ortaya cikan kapi gibi belgelerin isiginda bakar, okur, dinler ve yine baslarini egip devam eder oldu insanlar..

ilkokul matematik dersinde gormustuk elma ile armut toplanmaz diye. ben biraz bu durumu ona benzetiyorum. elma ile 2 armut dolu sepete elma dolu bu sepet dememizi istiyorlar.

pisikopati dedi ki...

canım ellerine sağlık çok net çok güzel bir yazı olmuş, bir hukukçu olarak da gayet güzel bir şekilde özetlemişsin. Ancak korkarım ki kendimiz söyleyip kendimiz dinleyorz:((

Basak dedi ki...

bizim elimizden gelen bu, gerçek niyeti elimizden geldiğince anlatmak. kolaya kaçanların ülkesinde bu zor iş ama pes etmek yok. Sessiz kalırsak suça destek vermiş oluruz.

Abi dedi ki...

ekmek, su, süt, eroin benzetmesi çok doğru bir tespit.

Punto dedi ki...

Aynen katılıyorum.
Sevgili Başak;
televizyonlarda "evet" çığırtkanlığı yapan sözde gazetecilerin ciğerlerini bilirim. 35 yıl içlerinde çalıştım. Çıkar için ülkeyi anında satarlar. İyi ki bu dönemde gazetecilik yapmıyorum diye seviniyorum.

Basak dedi ki...

Ahh ahh ne diyebilirim ki??

Adsız dedi ki...

Evet'cilerin Hayir'cilari terorize ettigini ve en cirkin saldirilarda bulundugunu yazmadan hemen evvel,

'evet' diyenlerin ozsaygidan yoksun, muhtemelen cocukken travma gecirmis, hayatta basarili olamadigi icin hayattan nefret eden, bencil, kimseye hayri dokunmayan, kendini bilmez, ilkokul cocugu seviyesinde, baska menfaatler pesinde, ayrica ulus, devlet, dil, kardes, aile sevgisinin eksik oldugu ve bir asagilik duygusu icinde bulundugu, ruhsuz, firsatci ve koru korune evet dedigi yani referandum degisiklikleri hakkinda bilgisiz oldugu ve ogrenme cabasina dahi girmedigi tespitlerinde bulunuyorsun.

ben bu profil icinde dusundum tasindim, evet dememin nedenini cocukluk travmalarima bagladim.. hepsini kabul edemem, cok agir gelir.

-yaban

Basak dedi ki...

Sevgili Yaban;

Herkesi memnun etmek mümkün değil, ben şahsen bu çabadan vazgeçeli çok oluyor. Bu da benim düşüncelerimi yansıtan bir yazı ve beğeenen kadar beğenmeyen de olacaktır haliyle, çünkü "kişisel düşünce" yazısı Bir kişisel düşünceyi ifade etmeye karar verdğinde eleştirilme riskini de göze alırsın. Senin fikrine de saygı duyarım. Bu ne benim düşüncemi ne de seninkini daha değersiz yapmaz.

Abi dedi ki...

dozunda bir eleştiri ve ona karşı verilen saygılı yanıt...

olgunluk, kalite, eşitlik, demokrasi, kardeşlik...

haddim olmasa da kendi adıma hem yaban'a hem Başak'a teşekkür ederim.

serpil dedi ki...

Sevgili Başak yazını yeni okudum.
Dünden önce okusam hayır der miyidim?
Sanırım hayır.
Aslında ben, tam da çocuklarımızın geleceği için evet dedim.
Evet dedim ki, belirli güçlerden yana açıkça saf almış, yolsuzluğa ve tutarsızlığa batmış, el değiştirdiğinin ya da değiştireceğinin konuşulup görüşüldüğü bir yargı sisteminden çıkalım ve hukuka maalesef sadece yazı üstünde kalan üstünlüğünü acı tecrübelerden sonra da olsa iade edelim, edebilelim diye evet dedim.
Ancak, yetmez ama evet diyenlerin, neredeyse şeriatçı yaftası yemesine rağmen bir sonraki seçimlerde AKP'ye hayır diyeceğini, ve fakat ülkenin açıkça ihtiyaç duyduğu değişim ve dönüşüme direnen CHP ve benzerlerini de son çare, son umut, kötünün iyisi olarak görmediği bilinsin isterim.
Ha bu arada, bir tek evet diyenler değil, bana kalırsa bu ülke fertleri külliyen ilkokul çağında ve belki daha da yaşça küçük, eğitilmemiş ve olgunlaşmamış. Bunun bilincinde olursak belki sen ve ben ayrımından uzaklaşırız, et yiyeceklerine balık yeseler belki daha az kıllı ve kürtçü ve islamcı olurlar-bkz mine kırıkkanat- gibi ayrıştırıcı yorumlardan uzaklaşırız. Bu yorumu yayınlaman için yazmadım. Ancak yaz boyudur çok sevdiğimiz arkadaşlarımızla düştüğümüz görüş ayrılıklarını güzel masalar etrafında yarı tatlı yarı sert ama birbirimizi hala çok severek tartışmanın sıcaklığı ile ve sevdiklerime görüşlerimi açık etmekten artık daha az çekinen biri olarak seninle de paylaşmak istedim. Daha güzel günlere, hep birlikte dilerim...

Basak dedi ki...

Serpilcim görüşlerine saygılıyım, paylaştığın için teşekkürler.

Tasarıyı okudun mu ve özellikle yargı sisteminde bugüne kadar neymiş bundan sonra ne olacak kısmında bir değerlendirmen oldu mu? Bunu merak ediyorum. Çünkü kısa zamanda artık kayıtsız şartsız yürütmeye tabi polis devletine dönüşmemiz bu maddeler yüzünden olacak. Diğer maddeler kanat takıp uçmamızı sağlayacak bile olsa, emin ol bir kafesin içinde uçacağız (üstelik, kafeste olmamıza rağmen, ayağımızda bir de zincirinin uzunluğunu devletin belirlediği bir pranga olacak). Ancak bu kadar özetleyebiliyorum. Arzu edersen bir hukukçu gözüyle başka bir zaman bu değişikliklerden yargının nasıl etkileneceğini seninle paylaşırım.

Bunlar "hezeyan" değil, matematik sonuçlar. Bu hesabı yapabilmek için HSYK ve AM'nin yapısı neydi ve şimdi ne olacak tespitini iyi yapmak gerekiyor. Romantik ve iyi niyetlerle evet diyen bir çok insan var. Yine söylüyorum: 26 sorunun tek bir doğru cevabı olamaz, vatandaşının 26 soruya tek bir cevap vermesini bekleyen devlet ne kadar demokrasi yanlısıdır, bu da tartışılır.

bugüne kadar herşey süperdi diye demiyorum bunları, daha iyi olacak yalanı ile ayağı prangalı kuşlar yaratılma çabasınadır benim tepkim.

Umarım haksız çıkarım, bunları düşündüğüme, dediğime bin pişman ve mahçup olurum. Sistem beni utandırsın, utancım bundan olacaksa ne mutlu bana:)))) Keşke keşke keşke...

serpil dedi ki...

Sevgili Başak, evet okudum.
60'larda başlayan ve 80 darbesi ile iyice kemikleşen yargı sisteminin bugüne kadar askeri vesayet düzenini koruyup kollamak ve devam ettirmek üzere oluşturulmuş bir yapıya sahip olduğunu bilerek ve bundan rahatsız olarak evet dedim. Aslında düşüncelerimin kısmen benzerliğini yumurta atılan toplantısı basılan evet ama yetmez platformunun argümanlarında bulabilirsin. Eksik yetersiz ve aslında evet kötüye de kullanılabilecek bir takım değişikliklere evet dedik. Ama bir değişime, feci halde ihtiyaç duyulan değişim ve dönüşüm açısından bir eşik aralandığını düşünüyorum.
Tüm bu laf lakırdıyı bir kenara atarsak ve iki hukukçu olarak içinde bulunduğumuz hukuk sistemine bakarsak, her ne kadar yerel yargının biraz uzağında -danışmanlık hizmeti verdiğini bildiğimi düşünerek yazıyorum- olsan da eline geçen herhangi bir Türkiye Cumhuriyeti kararında/kararlarında hiçbir hukuki gerekçeye dayanmadan, hiçbir hukuki tartışmanın yapılmadığı ve analizin yapılmadığı, sadece hüküm kısımlarının bulunduğu yerel yargı ve yargıtay kararları -idari yargı kararlarını biraz dışında tutuyorum- bu hukuk düzeninde büyük aksaklıklar olduğunu ve değişimin en çok ihtiyaç duyulan alanlardan biri olduğunu sana da düşündürmüyor mu?
Ama demem o ki, bir değişim başladı evet, ama şimdi asıl bizlere düşen bunun AKP nin tek eline bırakmamak. Ve bırakmaması için de şu an muhalefette olan partilere bu değişim ve demokratikleşme sürecini talep ettiğimizi açık ve net olarak hissettirmek. Ve sana son derece hak verdiğim bir konuyu da ifade etmek isterim, askeri düzenden kaçarken polis düzenine düşmek de evet bizim toplumumuzun büyük kabusu olur.

Basak dedi ki...

Serpil öncelikle senin meslekdaş olduğunu bilmiyordum ve geç de olsa öğrendiğime sevindim.

Bir defa lütfen değişime karşı olduğum sonucu çıkmasın, bunu özellikle vurgulamak ihtiyacı hissettim yazdıklarını okuyunca. Ama "değişiklik olsunda da ne olursa olsun" diyemiyorum. Değişimin "daha iyiye" olmasını istiyorum, "daha kötüye" değil. Yargı konusunda yapılan değişikliğin durumu "daha kötüye" götüreceğine inanıyorum, etkilerini kısa süre içinde göreceğiz. Ben bu saatin artık tersine çevrilmesinin zor olduğunu düşünüyorum. Bu maddeler avrupa'daki objektif muadilleri baz alınarak düzenlenebilirdi. Göz göre göre yapılmadı, nedeni malum. Ve yarın iktidara CHP de gelse, MHP de yada X, Y, Z bu maddelere dokunmazlar. Çünkü yürütme eline aldığı yuları bir daha bırakmak istemeyecek haklı olarak.

Diğer demokratik olduğu düşünülen değişikliklerin ise bir kısmının pek de umulan faydayı getirmeyeceğini, tam tersine uygulamada ciddi kaos yaratacağı inancındayım. Bu konuda bugün Mehmet Yılmaz bir yazı yazmış, benzer kaygıları dile getirmiş. Arzu edersen bir bak.

Orta vadede bu değişikliklerin aslen AKP'nin kendini kurtarma planının kamuflajı olduğu görülecek, prangalı kuşlar yaratılacak diyorum ben hala. Ve Yine söylüyorum: Keşke görülmese, ben % 1000 haksız çıksam, mor falan olsam hatta, sen de gelip buraya yazsan "bak ben sana dememiş miydim" diye:)))) En güzel mahcubiyet olur benim için:)

serpil dedi ki...

Hiç öyle bir niyetim ve davranışım olamaz Başak,
Bak ben neler demişim sen neler etmişsin gibi...
Yorumlarını ilgiyle okudum. Hak verdiğim noktalar var, ama farklı düşünüp değerlendirdiğimiz de açık. Ben o kadar korkmuyorum bu değişimden. Kötü bir değişimi onayladığımı da düşünmüyorum. Ancak ülkeyi, toplumu, yasaları, sistemleri ağır aksak ama olumlu yönde değişime ittiğimiz ve iteceğimiz inancındayım. Bu konuda ben en azından bireysel çabalarımı sürdüreceğim.
sevgiler,

Basak dedi ki...

Aynı amaç için çalıştığımız ve aynı niyette olduğumuz ortada. Sen iyimser, ben ise karamsar açıdan bakıyorum. Olguları analiz edince iyimser bir tablo göremiyorum henüz. Görmek için hevesle bekleyeceğim. Çünkü hiç bir zaman "ne olursa olsun, yeter ki ben haklı çıkayım" tarzı bir insan olmadım. Sözkonusu olan bu ülkede yaşayan, yaşamayı planlayan, ekmeğini bu ülkeden yiyen insanların geleceği. O yüzden daha iyi için değişmeli. Ben yaşarken görmek arzusundayım bu iyiyi, o nedenle benim bireysel çabam da devam edecek.

Güçlü dedi ki...

Başakcım, burada çok daha önemli ve temel bir konu var bence; "Referandum" kavramının kendisi. Referandumun içeriği ile ilgili tartışmaya girmeden, "plebisiter demokrasi" anlayışının tarihte kalmış bir anlayış olduğu, günümüzde sosyal hukuk devleti kavramının yansıması olan "uzlaşma demokrasisi" nin modern demokrasi denilince akla gelmesi gereken anlayış olduğu kabul görmektedir. Bizde ise gelişmemiş demokrasi kültürü ve uzlaşamayan taraflar yüzünden maalesef sıkça referandumlara başvurulmaktadır. Bırakın % 42'yi, 75 milyon insanın yaşadığı ülkede % 10 bile 7,5 milyon insan eder. Bu pekçok ülkenin toplam nüfusundan kalabalık bir insan topluluğunu ifade ediyor. Ve demokrasi adına bu topluluğun görüşü "kutsal referandum" sonucunda hiçe sayılıyor. "Çoğunluğun dediği olur" diyen,antik Yunan demokrasilerinden bir adım ötede olmayan "referandumcu" anlayışa , 2500 yıllık sosyal evrime ve kendime hakaret saydığım için, "evet"ine - "hayır"ına girmeden, kafadan karşıyım.

Basak dedi ki...

Güçlü olaya daha yukarıdan bakıp, çok anlamlı bir tespit yapmışsın. Katılmamak elde değil. Klasik Yunan'daki anlamının bile ötesinde (hatta belki alakasız olarak), en azından Türkiye'de, her zaman güçlü siyasi otoritenin manipülasyon aracı olarak kullanılıyor.

tekmen dedi ki...

Guclu' nun yorumuna katilmamak elde degil. Ancak unutmayalim ki aslinda referandum bir surecin son adimi olarak karsimiza cikti. Yani siyeseti yapanlar daha bilincli olabilselerdi, ya da halk gibi degil de siyasetci gibi davranabilselerdi, referanduma gelmeden bu isler mecliste coktan cozulebilirdi.

Asagidaki yaziyi affina siginarak linkliyorum, referanduma gelmeden nerelerde meclis kanunlari isleyebilirdiyi gormek adina bir hatirlatma olabilir. Meclistekileri is yapsinlar diye seciyoruz, onlar cozemiyor yine bize geliyor :).

http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazarYazisi&ArticleID=1019197&Yazar=MURAT%20YETK%DDN&Date=16.09.2010&CategoryID=98#

Basak dedi ki...

Sevgili Tekin;

Linkli yazıyı okudum. Hem yazarın tespitine hem de senin görüşüne katılıyorum. Yazımın son kısmında kısmen dile getirdim. Bu düzenlemelerin çoğu rahat rahat geçmiş 7 yıl içinde meclisten geçerdi, eğer gerçekten istenseydi. AKP suçluymuş hissi verdiysem, Meclisteki çoğunluklarının büyük oranda muhalefet desteği gerektirmeden dilediği değişikliği yapacak güçte olmasındandır, ki zaten yapmıştır. Fakat, bana göre yargı ile ilgili kritik o iki madde nedeniyle değişiklikleri "paket" halinde referanduma sunmanın siyasi menfaatleri açısından daha kazançlı olacağı hesabını yaptılar ve hesapları tuttu. Benzer şekilde, CHP de bir hesapla (onlarınki tutmadı) referandumu "güven oylaması" söylemine oturtarak, bundan çıkar sağlamayı umdu. Hayır diyenlerin bir kısmının bu mantıkla hayır dediğine ben de inanıyorum. Kampanyası sırasında Anayasa değişikliklerini de halka iyi anlatamadı (belki bilinçli tercihti, yukarıdaki hesap gereği). Mecliste üzerine düşeni yapmamış olması da bu yanlış hesabının yanlış sonuç veren taktiklerinden biri olsa gerek.

Sadece bu kadarı bile, ileride AKP yerine CHP iktidar olsa da daha iyi bir şey beklemememiz gerektiğinin göstergesidir en basit haliyle.

Yargı bence artık taman ve fiilen yürütmenin vesayeti altına girdi, bundan sonra AKP iktidar olmasa bile, kim gelirse gelsin HSYK ve AM'nin yeni yapısı sayesinde kendilerine sunulmuş bu süper avantajı korumaya devam edecektir. Şimdi buna isyan eden CHP bile iktidara geldiğinde, isyan ettiği yeni düzenlemeler bu sefer onun için "kurtarıcı" olacak. Yürütme yaptıkları için artık hep haklı çıkacak mahkemelerde. Sorun da tam burada zaten.

Basak dedi ki...

Sevgili Tekin;

Linkli yazıyı okudum. Hem yazarın tespitine hem de senin görüşüne katılıyorum. Yazımın son kısmında kısmen dile getirdim. Bu düzenlemelerin çoğu rahat rahat geçmiş 7 yıl içinde meclisten geçerdi, eğer gerçekten istenseydi. AKP suçluymuş hissi verdiysem, Meclisteki çoğunluklarının büyük oranda muhalefet desteği gerektirmeden dilediği değişikliği yapacak güçte olmasındandır, ki zaten yapmıştır. Fakat, bana göre yargı ile ilgili kritik o iki madde nedeniyle değişiklikleri "paket" halinde referanduma sunmanın siyasi menfaatleri açısından daha kazançlı olacağı hesabını yaptılar ve hesapları tuttu. Benzer şekilde, CHP de bir hesapla (onlarınki tutmadı) referandumu "güven oylaması" söylemine oturtarak, bundan çıkar sağlamayı umdu. Hayır diyenlerin bir kısmının bu mantıkla hayır dediğine ben de inanıyorum. Kampanyası sırasında Anayasa değişikliklerini de halka iyi anlatamadı (belki bilinçli tercihti, yukarıdaki hesap gereği). Mecliste üzerine düşeni yapmamış olması da bu yanlış hesabının yanlış sonuç veren taktiklerinden biri olsa gerek.

Sadece bu kadarı bile, ileride AKP yerine CHP iktidar olsa da daha iyi bir şey beklemememiz gerektiğinin göstergesidir en basit haliyle.

Yargı bence artık taman ve fiilen yürütmenin vesayeti altına girdi, bundan sonra AKP iktidar olmasa bile, kim gelirse gelsin HSYK ve AM'nin yeni yapısı sayesinde kendilerine sunulmuş bu süper avantajı korumaya devam edecektir. Şimdi buna isyan eden CHP bile iktidara geldiğinde, isyan ettiği yeni düzenlemeler bu sefer onun için "kurtarıcı" olacak. Yürütme yaptıkları için artık hep haklı çıkacak mahkemelerde. Sorun da tam burada zaten.