3 Ocak 2009 Cumartesi

AFRİKA'NIN ZİRVESİNE YOLCULUK - 3

4. gün 4600 m deki Barafu Kampı' na taşınıyoruz. Bugün hepimizde biraz tedirginlik var. Çünkü bugün, bir sonraki güne, yani 26 Ekim’e bağlandığında bizim de zirve yolculuğumuz başlayacak. Artık hava bayağı soğuk, kapalı ve sisli. Rotamız, ara ara dik yerleri aşsak da, genelde yumuşak eğimli fakat kat edilmesi gereken mesafeler çok uzun ve oksijen azlığı hafif hafif kendini hissettirmeye başladığından daha kolay yoruluyoruz. Bu yükseklikte artık sadece çalılar ve tamamen Kilimanjaro Dağı’na özgü, insana adeta masal ülkesindeymiş hissi veren, garip görünümlü lobello ağaçları var.



Büyülü Lobello Ormanları

Barafu Kampı'na yaklaşırken rota ansızın keskin bir şekilde dikleşiyor, nitekim bu diklik yüzünden Barafu Kampı'nda diğer kamplara kıyasla dikkat çekici bir alan sorunu var. Çok sayıda tırmanış ekibi arazinin dikliği yüzünden çadırları dar alanlara, dip dibe kurmak zorunda kalmış. Ve tabii ki artık herhangi bir bitkiden eser de yok; her yer kayalık...


Bulutlarla içiçe, kayadan ibaret Barafu Kampı


Hemen akşam yemeği yemek ve tırmanış planı yapmak üzere toplanıyoruz. Ekibimizin en neşeli üyesi rehberimiz, tecrübeli dağcı Ertuğrul Melikoğlu, daha önce Kilimanjaro’ya tırmanmış olmanın verdiği rahatlıkla, bizlere, yerli rehberimiz Ernest ile birlikte, tırmanış planını anlatıyor. Bizler bugün onun kadar neşeli değiliz, hatta tedirginliğin yanısıra biraz gerginiz de... Kolay değil: bir kaç saat sonra dünyanın en yüksek dağlarından birinin zirvesine doğru yola çıkacağız ve tırmanışın bu safhası bugüne kadar aşılan safhalardan çok daha farklı ve zorlu olacak. Somurtuyor, sessizce Liderimizin verdiği tırmanış bilgilerini dinliyoruz. Eğer kendimizi gülmeye zorlayacaksak, ortamda ki yegane komiklik unsuru irtifa nedeniyle hepimizin suratının patates gibi şişmiş olması:) Öyle böyle değil, aslında (sonradan fotolarda da bariz olduğu üzere) çok komik görünüyoruz, içimden bunu düşünüyorum ama buna da henüz gülecek durumda değiliz.

Ertuğrul ve yerli rehberimiz Ernest zirve rotasının krater platosuna kadar çok dik olacağını söylüyorlar. İrtifanın etkisi heyecanla birleşince yemek yemek zorlaşıyor. Belki de heyecandan, o lokmalar boğazdan bir türlü geçmiyor. Ancak ne olursa olsun yemek ve sıvı almak zorundayız. Kendimizi zorlayarak zirve öncesi son akşam yemeğimizi yiyip, erkenden çadırlarımıza çekiliyoruz.




Kilimanjaro Dağı bir zamanlar 6000 m’yi geçen bir yüksekliğe sahipmiş, ancak bir kaç yüzyıl önceki bir depremin sonucu olarak artık 5895 m. Yine de, hala 6000 m.lik dağlar kategorisinde değerlendiriliyor. Bu dağı zor yapan ise sadece yüksekliği değil, büyüklüğü, yani “git git bitmemesi”:) Yoksa, pek çok dağa göre çok daha yumuşak eğimli, güvenli bir tırmanış rotası var. Eski bir yanardağ olması sebebiyle, dağın zirvesi de pek çok dağ zirvesinden farklı. Örneğin, Ağrı Dağı’ndaki gibi, aşağıdan bile ucu görülebilecek, sivri, belirgin, klasik bir zirvesi yok. Bunun yerine, en tepede devasa bir yanardağ krateri bulunuyor. Zirveyi bu kraterin çökmeden kalmış en yüksek ucu (“Uhuru Tepesi” diye bilinir) oluşturuyor.

Yaklaşık 7.5 saat sürmesi beklenen Zirve yürüyüşü 2006 yılının 26 Ekim gününün 1. saatinde başlıyor. Hava soğuk fakat açık. Elinizi atsanız yakalayacakmışsınız hissini veren ve tüm tırmanış boyunca bize eşlik eden yıldızlar, bu önemli günde de yolumuzu aydınlatıyor. Yağış ve rüzgâr yok, bunlar gayet iyi işaretler. Ağrı Dağı’nda da zirve yürüyüşümüz 26 Temmuz 2006’da ve aynı hava şartlarında başlamıştı. Bunu da güzel bir işaret olarak algılıyor, “umarım sonuç da Ağrı’daki gibi olur” diye geçiriyorum içimden.


Zirve Yolunda ilk adımlar

15 yorum:

YALNIZLIK OKULU dedi ki...

dağlar hayatı kuş bakışı sevmenin yol işaretleridir...Şimdi oralarda olmak vardı dedirten bu güzel yazı için ellerine sağlık..

Basak dedi ki...

Teşekkür ederim Yalnızlık Okulu... Yorumun çok hoşuma gitti. Hayatı kuş bakışı sevmek... Metaforik anlamı var dağda yükselmenin benim için: yüksel ki daha çok şey gör, manzara daha da genişlesin, daha nefes kesici hale gelsin, daha önce görüş alanında olmayan şeyler girsin hayatına... İnsanın bilincini yükseltmesi ile bağ var arasında...

Banu Durgunlu dedi ki...

Ne güzel bir hayat,zor elbette ama çok zevkli...Gidilesi görülesi bir çok yer...Hele o Lobello ormanlarına bayıldım,masal gibi...
Umarım bu tırmanışınızda çok başarılı olur...Meraktayım...
Sevgiler...

Basak dedi ki...

Sevgili Banu, isteyince o kadar zor gelmiyor, daha doğrusu zorluktan da ayrı bir keyif alınıyor:) bir süredir tırmanış yapmıyorum, ama yine de hep doğa ile ilgili şeyler yapıyorum. bir de manevi anlamda kendime tırmanıyorum diyeyim: iç yolculuk:))

Sevgiler ve teşekkürler

UÇURTMA:) dedi ki...

ne kadar imrendiğimi anlatamam. Ne kadar güzel bir duygudur eminim. Ernest h. kitabında hayalimle çizmiştim kilimenjaro dağını ve karlarını:)

Basak dedi ki...

Sevgili Uçurtma teşekkür ederim güzel yorumun için;

Senden farklı sayılmam, ben de hayal ederdim o zaman "nasıl bir yerdir" diye. Büyülü gelirdi. Evet, gerçekten büyülüymüş, yıllar sonra hayat bana bu büyüyü yerinde görme fırsatı sundu. Hayaller çok istenirse gerçek oluyor, bu "çok istemek" mevzu biraz karışık (aslında değil de, anlatması zorluyor, sözcükler sadece işaret olduğundan:)), %100 inanç ve samimiyet gerektiriyor diyeyim kısaca. Bunlar tamsa, gerisi kolay.
Sevgiler

karalamaca dedi ki...

dağlarla geç tanışıp çok cabuk aşığı olan biri olarak ve benim gibi 2 kuzeni de bünyesinde barındıran bir dağcı olma mücadelesi veren gruba sahip olarak senden sanırım çok şey öğrenicem.
likya yolunu duymuşsundru sanırım?
bi fikrin var mı?

Basak dedi ki...

Sevgili Karalamaca; Çok naziksin ve çok teşekkür ederim.
Ben kendime "dağcı" diyemiyorum, bu işe gönül vermiş, baş koymuş, yıllarını adamışlara haksızlık etmiş olurum gibi geliyor. Ama rahatlıkla "doğa aşığı" diyebilirim kendime:) Zaten bu doğa aşkıdır eşimi ve beni kısa sürede dağların zirvelerine, suların derinliklerine götüren... Doğa ile ilişkili herşeye varım: dağcılık, dalış, yürümek, piknik vs...

Likya yolu mu dedin.....:)))) Bununla ilgili bir yazı gelecekti ama şimdilik sana şu kadarını söyleyim: Eşim ve ben birer Likya Yolu fanatiğiyiz; 2002'den bu yana her sene bir rotasını yürümeye gayret ederiz. 2007 yılında bu aşkımız bize öyle bir fırsat yarattı ki eşimle birlikte 550 kmlik yolu farklı bir şekilde katettik. Gerisini yazıya saklayım, çenem daha da düşmeden:)

Sevgiler,

handan dedi ki...

http://handannkaleminden-handan.blogspot.com/2009/01/yatlarn-patr-patr-boanyor-olmas.html

selamlar

karalamaca dedi ki...

doğa aşığı
ssevdim bu sıfatı
ben de 2 kuzeniöle beraber likya yolunu yürümeye başladık.
fethiyeden, kaşa kadar ki parkuru yürüdük, bu mayısta da 2. parkuru yürüycez. beraber senin yazını okuyp fotolara baktıkça, içimiz eridi...
keşke video da koysan:)

Basak dedi ki...

Sevgili Karalamaca; ne iyi iş yapıyorsunuz, Likya yolu ayrı güzeldir, ben oranın kızıl toprağına aşığım. Sen de koysana fotolarını bloga, yoksa koymuş muydun?
Sevgiler

:)den dedi ki...

Büyük bir ilgiyle okudum. Fotoğraflar şahane. Şimdi izninle yazının devamını okumak için ayrılıyorum çünkü meraktan yerimde duramıyorum:) Böylesine müthiş bir macera yazısı kaçırılır mı? diye söyleniyorum...

Basak dedi ki...

:)den; nasıl sevindiğimi tahmin et o zaman:) Teşekkür ederim, bu tip şeyler paylaşıldıkça daha da keyif veriyormuş, onu anladım:)

karalamaca dedi ki...

güzel fikir. fotoğraf koyayım. 2-3 tane video koymuştum ama. sizinkine benzer bir çalışma yapsam kızmazsın umarım:)
bu arada öğretmenim ben.

Basak dedi ki...

Sevgili Karalamaca kızmak ne demek?? Aşkolsun:) Sen de paylaş da biz de faydalanalım, ufkumuzu genişlet.