21 Haziran 2009 Pazar

SAFARİ

2006 Yılının ekim ayında, Kilimanjaro Dağı tırmanışımız bitip, sağsalim Arusha’ya dönünce macera yolculuğumuzun 2. bölümü de başlamış oldu. Bu bölümün adı başka bir büyülü sözcük: Safari...

Tanzanya topraklarının %50’den fazlasının “milli park” statüsünde olduğunu oralara gitmesek ya hiç bilmez ya da çok geç öğrenirdik. Tanzanya Hükümeti, Türkiye’nin tersine, doğal hazinelerinin kıymetini çok iyi biliyor ve bunları korumak adına takdire değer çaba sarfediyor. Ülkenin çok önemli bir gelir kaynağı bu doğal alanlar (demek ki doğal alanları tahrip etmeden, onlar üzerinden para kazanmak mümkünmüş, bunu birilerinin bizim yöneticilerimize anlatması gerekiyor). Kilimanjaro Dağı’nın içinde bulunduğu devasa alan da bir milli park.


Safari Bölgemiz “Ngorongoro Krateri ve Manyara Gölü Milli Parkı”. Arusha’dan bir kaç saatlik yine enfes manzaralarla dolu seyahat sonucu Manyara Gölü Milli Parkına ulaştık. Safarimiz 2 gün sürecek. Bir hafta süren uzun safariler de var. Bu turlarda gece veya şafak sökmeden , hayvanların avlanma, çiftleşme ve beslenmelerini gözlemleyebileceğiniz özel programlar da oluyor. Bizim seyahatimizin asıl amacı tırmanış olduğu için, safariye 2 gün ayırdık. Diğer taraftan, bunun da yeterli bir süre olduğunu söyleyebilirim.

Ngorongoro Krateri

Milli Park girişinde ücretimizi ödedikten sonra milli parka ait, şoförlü aracımıza bindik. Bunlar safari için özel dizayn edilmiş, oldukça yüksek, 4X4 araçlar. Üstleri açılıyor, çevreyi ve hayvanları buralardan gözlüyorsunuz. Safari boyunca ne olursa olsun araçtan inmek yasak. Bu delinmesine kesinlikle izin verilmeyen bir kural.

Safari Araçları

Arada yer yer safari araçları için yapılmış toprak yollar olsa da derinlere, özellikle de kraterin içine girince gerçek bir jip-safari de yapıyorsunuz. Yol falan yok, engebeli bir arazi de bata çıka, sarsıla sarsıla gidiyorsunuz.



İmpalalar

Konuya aşina olmayan bizlerin ilk farkettiği şey keskin bir dışkı kokusu. Yabancısı olduğumuz yüzlerce yabani hayvanın doğaya bıraktığı dışkıların kokusunun nasıl olabileceğini sizlerin hayal gücüne bırakıyorum. Yine de rahatsız edici olmadığını, sadece “farklı” olduğunu belirtmek istiyorum. Özellikle fillerin dışkıları da kendi cüsselerine yaraşır ebatlarda:)



Ngorongoro Krateri'nde hayvanlar alemi geçit yapıyor. Aklınıza ilk anda gelenlerin hepsi mevcut: çeşir çeşit maymun, babun, zebra, zürafa, fil, su aygırı, antilop, impala, yüzlerce çeşit kuş, yaban öküzü, devekuşu, sırtlan, varthog (bir tür yabani domuz, görüntüleri korkutucu ama aslında komik hayvanlar) ve tabiiki ormanlar kralı aslan...
Varthog
O kadar çirkin ki, bu derece çirkinlik sevimli yapmış kendisini:)

Hayvanları ürkütmemek için gözlemler de derin bir sessizlik içinde yapılıyor. Bu güzel bir an. Hayvanlar arasındaki huzur ve barışı görünce hava kararınca aralarından bazılarının diğer bazılarının yemeği olacağına inanmanız da zor oluyor:) Ama doğa kanunu...



En çok maymun ve zebra gördük. Zebra inanılmaz estetik bir hayvan. Sarı Afrika savanına çok yakışıyor. Yakın zamanda seyrettiğim belgeselde zebraların her ne kadar atlara benzese ve onlar kadar güçlü olsalar da, binlerce yıl etoburların avı olmaları sebebiyle asi ve gergin bir karakter geliştirdikleri, bu nedenle hiç bir zaman evcilleştirilemediği anlatılıyordu (Bkz: Tüfek Mikrop Çelik). Fakat yemek yerken pek munis göründüklerini söyleyebilirim:)



Su aygırlarını da zararsız ve otobur hayvanlar sanırdım. Öyle değillermiş, suyun içinde mırıl mırıl uyumaları ve hantal görünen cüsseleri sizi yanıltmasın. Gerçekten büyük, heybetli hayvanlar. En ilginci, su içindeyken her birinin “adacık” gibi görünen sırtının başka kuşlara yuva vazifesi görüyor olması. Her su aygırı minik bir kaç ya da bir adet irice bir kuşu evlat edinmiş gibi:)


O kuşun tünediği yer kaya değil, su aygırı:)

Maymun ve babunların davranışları insan davranışlarına o kadar benziyor ki... Saatlerce izleyebilirsiniz, hiç sıkılmadan. Beni en çok eğlendiren iki sevgili (!)maymunun birbirilerinin tüylerine yapışmış pislikleri temizlemeleri ve yeni doğmuş yavrusuna eğitim veren anne babun oldu.

Canikom çok kirlenmişssin ama:))


Babun


Yavrusunu eğiten anne babun

Manyara Gölü ise, tahmin edebileceğiniz gibi, tam bir kuş cenneti. Görebildiğimiz kuşların hepsi gerçekliklerinden şüphe duyulacak kadar değişik ve rengarenktiler.







Safaride hiç aslan görülmez mi? Saatlerce gezip yüzlerce kuş, su aygırı, fil, zürafa, maymun, babun, antilop ve daha bir sürü başka hayvanı görünce “E nerede aslan?” diye kıpırdanmaya başladık. O arada şoförümüzün telsizine bir bilgi geldi ve söförümüz bunun üzerine gaza bastı. Telsizden, tarifi söföre bildirilen bir bölgede dinlenmekte olan iki genç aslanın olduğu bilgisi gelmiş. Şöförümüz 40 dakikadan fazla o bölgede dolaştı, "buralarda olmalılar" diyor, başka bir şey demiyordu. Çok heyecanlanmıştık ama zaman uzadıkça görebileceğimize dair ümidimiz azalıyordu. Ve ta taaaaa: İşte ormanlar kralı Aslan. Akşam yediklerini sindirmek için dinlenmeye çekilmişti iki ahbap çavuş ve o kadar keyfe dalmışlardı ki dikkatlerini çekebilmemiz bayağı zamanımızı aldı:)

Aslan kardeşler


Karnı tok, dünya umrunda değil:)

Milli Park içinde harika bir otel de kaldık, “lodge” deniyor buralara. Çok katlı bina yok, yeşillerin arasına gömülmüş klübelerde, cibinlikli yataklarda, savan ve orman derinliklerinden gelen birbirinden ilginç sesler eşliğinde uyuduk.

Kaldığımız Lodge'da odamızın verandası

İnsanın tüm bu güzellikleri gördükten sonra varoluşuna şükretmemesine imkân yok. Nitekim bu Afrika seyahati benim kendi kişisel gelişim ve dönüşümüm için önemli dönüm noktalarından biri oldu. Hayat ve yaşadığımız Dünya çok ama çok güzel. Cennet de Cehennem de burada saklı, hangisini görmek istersen, sana ona gösteriyor Evren. Bunu sık sık kendimize hatırlatmakta fayda var. Seyahatler de hatırlamanın başka bir yöntemi oluyor...

Kraterden çıkarken yeni oluşmaya başlamış hortum gördük

Dönerken uçakta çok enteresan İstanbullu bir Türk grubu ile tanıştık. Yaklaşık 10-12 kişi, yaş ortalaması 60 üstü bir grup. Hepsi üniversiten arkadaşlar ve gençlik yıllarından bu yana her sene birlikte, kimsenin (en azından rahatına düşkün Türklerin) aklına gelmeyen yerlere seyahat ediyorlar. Kendisiyle sohbeti koyulaştırdığımız beyefendi “bize Paris, Londra falan demeyeceksiniz, biz nerede garip nerede az bilinen, nerede gizemli yer var, oraya gideriz” dedi. Bu güne kadar zaten görmedikleri yer kalmamış, saydıkları arasında Vietnam, Kamboçya, Paraguay, Brezilya Yağmur Ormanları, Venezualla, Avustralya,Tazmanya özellikle aklımda kalanlar. Zaten Afrika’ya da bilmem kaçıncı gelişleriymiş, bu sefer Zambiya’ya gitmişler. Memleketimde böyle insanlar olması bizi ayrıca mutlu etti, enerji ve birikimleriyle ufkumuzu genişlettiler. Hepsinin kulağı çınlasın. Umarım sağlıklı ve keyifli bir şekilde Dünyayı keşfetmeyi sürdürüyorlardır.

16 yorum:

handan dedi ki...

hoşgeldin şekerim, yokluğun belli oluyordu buralarda.

Basak dedi ki...

Sealm Handancım, bir kaç haftadır iş nedeniyle epey yoğundum. Kısa bir tatilin öncesindeyim, biraz rahatlamışken yazı koyabilme fırsatını buldum. Sevgiyle...

dilayra dedi ki...

çok güzelmiş başak'cım. ben de ölmeden önce bir safari yapabilmek hayalindeyim.

Basak dedi ki...

Dilaracım; yaparsın tabii ve kesinlikle tavsiye ederim. Farklı bir deneyim, çok değişik, her açıdan...

Abi dedi ki...

cumartesi bizim kızın yılsonu etkinliği için çakabey kolejindeydik. yanlış anlaşılmasın.. kız henüz çakabeyde filan değil ana okulunda.. ama etkinlik o kolejin salonlarında yapıldı... gösterinin başlamasına 45 dakika vardı ve kuş cenneti çok yakındı..
annem, eşim ve ben çocuğu kulise, öğretmenlerine teslim ettikten sonra, acele bi kuş cenneti dolaşıp geldik... 2 tane kuş gördük.:))) senin fotoları görünce hatırladım.. bir de orada ne olduğunu anlamadığım bir tabela vardı ve üzerinde "izkuş" yazıyordu.. hani izmirin kuşları a.ş. gibi filan.. ulen izkuş diye tabela olur mu yaa? :)))

Meyvelitepe dedi ki...

Doğrusu nefesimi tutarak okuyorum yazılarınızı :)

Basak dedi ki...

Sevgili Abi'm çok yaşa sen, yine güldürdün beni. İzmir2in kuşları da haklarına sahip çıkan cinsten demek, birleşip sendika kurup, haklarını savunuyorlar:))))))) Bu arada buraya resmini koyduğum kuşların isimlerinden bildiğin varsa ve paylaşmıyorsan çok teessüf ederim:)))))))))))))) Kızınızı öperim.

Sevgili Meyvelitepe; çok teşekkür ederim, çok naziksiniz her zamanki gibi... Sevgiyle...

afrodelfino dedi ki...

Senin yazın ve Alev'in fotoğrafları, yine tadından yenmiyor Başakcım :)
Kıskanmadım desem yalan olur!!

Basak dedi ki...

Afrom, sağolasın,o senin güzel görüşün (gerçekten)...

pisikopati dedi ki...

Başakçığım kendimi Nat Geo Wild izliyormuş gibi hissettim valla. İyi ki gitmişsiniz, iyi ki bize de yazdınız.

Benim de geçen sene Ümit Burnu'ndaki babunlarla bir maceram vardır, son derece terbiyesiz ve açgözlü, üstüne de gayet vahşi olan babunlar elimdeki torbada yiyecek var sanıp saldırmışlardı bana:) Bir de karınlarına sarılmış yavruları vardı, hiç iyi örnek olmuyorlardı bebeklere:)

Bu arada 2 tane kitap okudum tam senlik. Gizem Altın Nance yazmış Bir Bilet Al ve diğer kitap da Dostum Pasifik

http://dogayladost.blogspot.com/

web sitesi de bu, belki zaten çoktan keşfettin ama biz ruhkardeşi olduk ya onun için ben yine de bi söyleyim dedim:)
öpüyorum canım sevgiler

Basak dedi ki...

Pisikopaticim o anı gözümün önüne getirdim, gülüyorum ama o an sen güldün mü, ya da benim başıma gelse böyle güler miydim, bilmem:))) Bizim gördüğümüz yavruya ağaca tırmanma talimi yaptırıyordu, yavru biraz daha büyüyünce eğitim "bak evladım bu insan, genelde yanlarında yemek olur, hadi zıpla da kap gel çantasını" şekline dönebilir:)))))

tavsiyelerin için çok teşekkür ederim, hiç birini bilmiyordum, hemen not alıyorum.

Asortik Krep dedi ki...

Safariyi ben de canlı izledim sanki..ama bir yandan da hani yazmışsın ya Türkiye de doğal alanlarını böyle sahiplense ne olur diye..
Düşün ki aç kalıp pelikan yiyen bir milletimiz var,göl kenarında kafayı çekerken..
ya da kuş cenneti yanına kuşları gözlemlemek için kooperatif kurulabilir ve bunu kuş cennetini kuran hükümet bakanının akrabaları kapışır da yine de ihtiyacı olan alamaz..
Zaten kuşlar politikadan anlamadığından orada zamanla popülasyonları azalacaktır.Anlayan kuşlar hüküm sürebilir böyle doğal ortamlarda ancak.
Hatta tabelaları doğal ortama uygun olabilir ki dikkat çekmesin..
Carettalar için mesela plajlarda lambaların yönü değiştirilir ki gece ay diye ışığı takip edip köpeklere yem olmasınlar ama diğer yandan o plajlarda su sporları ve jet ski dolaştırılır ki çok sessiz doğal bir ortam da yanlışlıkla üreyebilirler..
Balı ünlü olan bölgelere de taş ocakları açılmalı ki arılar iyice ortadan çekilip kovanı terketsin..İşte memleketimden doğal yaşam ortamları ..
Üzgünüm ki yeraltı su kaynakları zengin bölgelerde altın aramayı unutmuşum..Ha bir de Kaz dağları var ama yazmaya elim gitmedi :(

Basak dedi ki...

Sevgili Asortik, doğru sözlerine ne denir ki??? Neden biz??? Veya her yer mi böyle? Libya'da iş yapan bir arkadaşın söyledi, Libya'da upuzun çok güzel sahiller varmış ama kıyıları , kumsalları falan çöplük olarak kullanılıyormuş. Örneklerin ortadoğudan olması beni daha çok üzüyor, ister istemez başka türlü şeyler düşünüyorsun.

Not: Tatile gitmiştik, yorumunu bu nedenle geç yayınladım.

nurdan dedi ki...

Başakcım belgesel tadında bir yazı olmuş, zevkle okudum...inşallah ben de bir gün safariye gitme imkanı bulurum...bütün hayvanlar harika ama benim için aslanları kendi ortamlarında görmek her şeye değer...

Basak dedi ki...

Nurdancım gidersin gitmesine de ben senin aslan görünce vereceğin tepkilerden cidden korkuyorum: "Bırakın layyyyn, mıcıklayacam bunları" diye fırlarsın araçtan falan... Hani kedilerin kuş gördükleri andaki durum oluşacak sende de "kedigil gören kedi delisi bir insanoğlu" olarak:))))))))

dilberulas dedi ki...

Başak cım ağustos ortası gideceğim kenya'ya safari için. Arastırırlen çıktı blog karşıma, daha once konusmustuk gerçi. Tecrübeleri paylaşmak çok yardımcı oluyor, heyecAnım arttı. Sevgilerrr,