30 Temmuz 2009 Perşembe

YUNAN ADALARI 5 - EMBORIOS KÖYÜ


Küçücük, güzel bir koya konumlanmış Emborios Köyü’ne ulaşmamız yarım saatimizi aldı. Öyle küçük, öyle sakin, öyle huzurlu bir yer ki, şayet huzur ve sessizliğin battığı insanlardansanız, tatilde hareket, kalabalık ve ses seviyorsanız, sakın ha sakın buraya gitmeyin:) Yok eğer, bizim gibi, huzur ve sessizlik avcısıysanız, o zaman Emborios bu ihtiyaçlarınızı had safhada tatmin edecektir. Köyün minicik, taşlı bir plajı, Ege’nin binbir tondaki mavisinin dansettiği, yine taşlı, tertemiz bir denizi var. Kıyıda teknelerin bağlanabileceği iskele ya da balıkçı barınağı yok. Arada bir esen hafif meltem burnumuza benim o çok sevdiğim iyot kokusunu getiriyor denizden.

Emborios'un kahvesi

Emborios'un dondurmacısı

Sonradan edindiğim ilginç bir bilgiye göre Emborios aynı zamanda kuruluşu İ.Ö.1800’lere dayanan, “antik” bir köymüş. Düşünün: O zamandan bu yana hayat var orada... Evler yukarı doğru hafifçe eğimlenen kıyıya yarım ay şeklinde, arkalı önlü dizildiklerinden (bazı evlerin dış cephe boyamaları da hayli ilginçti), kıyıdaki küçük meydan haricinde gezebileceğiniz başka bir yeri de yok. Ama ne gam? O manzarayı doyasıya içinize sindirmek için zaten bir yere gitmek istemiyorsunuz.

Emborios'un evleri



İlginç ve çok güzel...

Böyle güzel manzaraların olduğu yerlerde manzarının yanına en iyi ne eşlik eder? Tabii ki manzaraya karşı yenecek güzel bir yemek... Saat bire yaklaştığından karnımızın da acıktığını farkedip, kıyıdaki üç restorandan estetik açıdan gözümüze en farklı ve yaratıcı görünen birine girdik.




Porto Emborios Tavernası

Tabii ki hedefimiz, tatlarını kendi damak tadımıza çok uygun bulduğumuz Yunan yemeklerinden yiyebildiğimiz kadar yemekti. İtiraf ediyorum ki yemek konusunda açgözlüyüm. Alev de benden pek farklı değil. Normal şartlarda yiyebileceğimizden fazlasını sipariş ettik, benzer heyecan durumlarıda hep yaptığımız gibi :) Restoran sahibi adam “karagülmez” bir tipti ama kısa süre sonra yaptığı ve bize “jest”gibi görünen bir kaç nazik davranışıyla (Türk olduğumuzu konuşmamızdan anlayıp, bize Türkçe yazılmış minik bir Sakız Adası kitapçığı getirmesi ve yemek sonunda kahve istediğimizde “Yunan kahvesi mi?” diye genelde milli duyguların hortlamasıyla sonuçlanacak türde bir ajitasyon sorusu yerine, “büyük olandan mı küçükten mi?” diye cevap vermesi, bizim “hani sizin Yunan bizim Türk dediğimiz kahveden” deyince de -nihayet- gülmesi) sempatimizi kazandı.


Sakız Adası'nın kendi üretimi olan uzosu Stefos


Greek Salad

Yemekler yine Türk Jürisinden tam puan aldı:) İlk kez kalamarı bütün halde yedik. Biz de illaki minik tekerlekler şeklinde sunulan kalamar Chios'ta yekpare pişiriliyor, gövdesine peynir doldurularak... Yine söylemeliyim ki ahtapotu çok güzel yapıyorlar. Bir de bu sefer yediğimiz ekmeğe bayıldık. Köy ekmeği, kızartılmış ve üzerine kekikli zeytinyağı damlatılmış... Çok farklı, başlı başına bir yemekmişçesine lezzetli bir tadı vardı. “Keşke fırın bulsak da alsak” dedik ama tabii öyle bir şey araştıracak zamanımız olmadı. Şans bu ya, aynı ekmeğin Alaçatı’da da yapıldığını öğrendik bir sonraki gün. İşin sırrı ekmeğin “ekşi mayadan” yapılmasıymış. Kendisi de iyi bir ahçı olan sevgili arkadaşımız Lerzan’ın hediyesi olarak Ankara’ya getirdiğimiz bu güzel ekmeği hala bayıla bayıla (fakat biteceğinden korkarak az az) yemekteyiz:)

Yenilen güzel yemeklerin, uzo, şarap, Akdeniz sıcağı, enfes manzara ve iyot kokusuyla etkileşime girmesi sonucu ikimize de “tatlı” bir rehavet çöktü. Yüzlerimizde ne yapsak silemediğimiz bir tebessümle oturakaldık. Bu keyif patlamasının bizi Emborios’tan daha ileri götüremeyeceği belli oldu. Emborios’un 20 km kadar kuzeyindeki Mesta’ya gidip tekrar Chios’a dönerek 5’te kalkacak (ama gümrük işleri sebebiyle 16.30’da yolcuların çağrıldığı) feribota yetişmemizin de teknik olarak imkânı kalmamıştı artık. Bu keyif sarhoşluğu sırasında bir ara saate bakınca yola çıkma saatimizin çoktan gelmiş ve geçmiş olduğunu farkettim. Nasıl oldu da zaman bu kadar çabuk geçti anlayamadık. Bize kalsa daha saatlerce o küçük restoranda Mavi’yi seyrederek ve benim hastası olduğum “karizmatik” dil Yunanca’yı konuşan 3-5 müşteriyi dinleyerek geçirebilirdik. Meraklısı için söylüyorum: bir küçük şişe uzo, iki kadeh beyaz şarap, Yunan salatası, cacık, kalamar ızgara, ahtapot, patlıcan ezmesi ve kahve için verdiğimiz para “44 €”. Porsiyonların miktarı da iki kişi için gayet fazla.

Emborios’a veda vakti gelmişti. Toparlanıp, kıyıdaki bir kaç güzel evin de fotoğrafını çektikten sonra yola çıktık. Dönüş yolunda bugüne dek görmediğim çeşitlilikte, son derece yaratıcı ürünlerini yol kenarlarına dizmiş bir kaç büyük seramik atölyesi gördük. Buralara kadar gelip, bize Sakız Adası’nı hatırlatacak özgün bir parça almadan dönmenin içime oturacağını bildiğimden, bu atölyelerden birine girip kendimi “ufak çaplı” kaybettim. "Ufak çaplı "diyorum, çünkü artık zamana karşı yarışmaya başlamıştık. Yoksa, orada da rahat bir kaç saat geçirebilirdim. Kocaman, üstelik iki katlı , her yeri tıka basa objelerle dolu bir mekandı. Üstelik dünya tatlısı bir sahibi vardı. Kadın Türk olduğumuzu öğrenince bize bildiği Türkçe kelimeleri sayarken avuçlarımızı da sakızlı şekerlerle doldurdu. O şekerlerin de tadını unutmak mümkün olmayacak, şeker pek sevmem ama sakızın içine girdiği şeylere büyü yaptığını düşündüğümden, bu şekerleri bu kadar beğenmeme şaşmadım.
Ganimetlerimiz...

Çeşitliliğe inanamadım, yaratıcılığa hayran kaldım... Yunan mitolojisinin ve zengin Akdeniz kültürünün bu sanat dalını etkilememesi beklenemezdi tabii. O çeşitlilikte ve fakat kısıtlı zamanda, zor da olsa, bir kaç parça seramik alabildim. Üstelik fiyatlar makuldü. Tabii biz arabaya yeniden bindiğimizde zamanımız iyice daralmıştı ve önümüzde aşılmayı bekleyen bir 20 km. daha vardı. Nihayet Chios’a girdiğimizde saat 4’ü geçmişti. Yine de rahattık ama çoğu tek yön olan yollarda liman caddesine sapacağımız bir ayrımı kaçırıp şehrin etrafında mecburen bir tur daha atmamız gerekince ben iyiden iyiye telaşlandım. Bir de aklıma acentadaki ağırkanlı kız geldi, “bu kız kaçırtır feribotu bize” diye düşünmeye başladım. Nihayet acentaya geldiğimizde feribot saatine artık dakikalar kalmıştı. Neyseki ultra ağırkanlı Yunan güzelimiz yerine, “eli çabuk” başka bir adamın olduğunu gördük. Aksi gibi feribotun kalkacağı yere en uzak noktadaki acentayı seçmişiz, bu oradan limana bir miktar daha yürümek demek olacaktı ve bu feribotu kaçırma riskimizi daha da arttırıyordu. Adam durumumuzu anladı ve hoş bir jest yaparak teslim ettiğimiz arabayla bizi gümrük giriş kapısına kadar götürdü. Böylece feribota son adım atan yolcular olduk:)

Akşam kuzen Mesta’ya gidemediğimize üzüldü, sözünü dinleyip hemen araba kiralamadığımız için kızdı, sonra da bize bir sonraki Alaçatı ziyaretimizde Chios’a tekrar, bu sefer hep birlikte ve bir kaç gece konaklamalı gitme cezası verdi, biz de bu cezaya çok üzüldük:)

19 yorum:

nuriye meral dedi ki...

emborios köyü evleri çok şık.sayenizde görebildik.sevgiler.

Aysegul dedi ki...

Yunan adaları gezileriniz bizim evde büyük bir keyifle okunuyor, ve çeşit çeşit hayaller kurduruyor. Bilgilerinize :))

zeynep dedi ki...

Yıllar önce babamla gitmiştik Sakız Adası'na birkaç gece kalmış ve uzun uzadıya dolaşmıştık. Ama çoğu hatıralardan silinen bir çok anıyı canladırdı yazınız. Çok keyif aldım. Elinize sağlık...

Basak dedi ki...

Sevgili Nuriye; evlerin cephesi o adaya ait bir sıva geleneği imiş. Sadece bu tip evlerden oluşan köyler de varmış ama biz oralara gidemedik.

Ayşegül çok teşekkür ederim, aynısı benim için de geçerli ama:)

Zeynep hanım çok sevindim, bu vesileyle tanıştığımıza da memnun oldum.

Abi dedi ki...

bir daha konaklamalı gideceğiniz zaman haberim olsun... bir yere bakmanı ve birini bulmanı rica edeceğim...

Basak dedi ki...

Sevgili abi, gidersem tabiiki zevkle yaparım, bahanesi olur hem:)

handan dedi ki...

onaylama; canım, bana internet üzerinden ''güveni'' onlaylamana izin verdiğin için ve kendimi bir kez daha yeniden sevmemi sağladığın için teşekkürler. para hesabında. sevgiler

bu arada soyadın pek havalı;)))))

Basak dedi ki...

Handancım; herzaman zevkle yine yaparım. Sen de bana kalbimden gelen sese neden inanmam gerektiğini bir kez daha hatırlatmış oldun. Kırmızılar, yeşiller aklımda ve ne zaman dersen oradayım, ikimizde kazançlıyız, ne mutlu bize...

Oya Kayacan dedi ki...

Yunan Adaları dediniz de gitmedik mi? Başak'çığım, takıldım ben de peşinize, yiyom içiyom gesiyom, bedawa...

Adsız dedi ki...

Her gün olmasa bile çok sık sitenize uğrayıp şu yunan adaları yazını defalarca okuyorum. Okumadığım zamanlarda da fotoğraflara bakıyorum. Bende bir ada merakı olduğu için acayip derecede bu gezileri kıskandığımı belirtmek isterim. Helede henüz tatile çıkmamış bir insan olurken. Sözün kısası, bencil duygularımı ancak yenebildim ve bu güzel yazınız için teşekkür etmek istedim.
Selamlar. Arzu- Acupofcaffein

Basak dedi ki...

Oyacığım bu adalar bir de senin süzgeçinden geçmeli, yemeklere tek tek puan verilmeli. ben ne yesem beğeniyorum ya, işin aslını uzmanından dinlemeli:)

Sevgili Arzu çoook teşekkür ederim, ancak yazabiliyorum, geçen hafta izindeydim. Dayanamadık yine Sisam adasına geçtik Kuşadasından... alışkanlık mı bağımlılık mı oluştu, henüz emin olamadım ben de:)

acupofcaffein dedi ki...

Başak Merhaba,
Ben hep vize alarak gittim. Kimileri günübirlik için vize gerekmiyor diyor. Ben hiç günübirlik gitmedim. Şimdi Meis olayını düşünüyorum. Ama vize almak gerekiyorsa planım yatar. Yada Ayvalık - Midilli olayı olabilir. Bilgi verebilirsen sevinirim. Teşekkürler.
Arzu- Acupofcaffein

Basak dedi ki...

Arzucum bu konudaki söylentiler neredeyse şehir efsanesi boyutuna ulaştı:) Ben de bu konularda pimpirik bir insan olduğum için şu ana kadar hep geçerli schengen vizesi ile gittim. ama pek çok farklı iddia mevcut: mesela pasaportunda süresi geçmiş schengen vizesi olsa da yeterli diyen de var, günübirlik gidersen vizeye gerek yok diyende. Fakat bu şekilde yaptığını bildiğim ya da duyduğum biri olmadığı için, ben de böyle de olur diyemiyorum. Biz feribot bileti alırken kimse bize "aman ha vize de lazım, var mı" diye uyarıp sormadı. Ama biz de vize olmasınınr ahatlığı ile konunun üstüne düşmedik. En doğrusu feribot bileti satan acentaya danışmak olabilir ama yine de bu konudaki uygulamaların keyfi olduğuna eminim.

Kek ve Kahve dedi ki...

nasıl da güzel şomuşsunuz, en asık suratı bile tebessüm ettirecek biçimde; hani sizin yunan bizim türk dediğimiz kahveden.dolmaki ve diğerlerinde de aynı yöntemi uygulayabiliriz değil mi:))

Basak dedi ki...

Sevgili Kek ve Kahve; Alev'in bulduğu yöntem bu, işe yarıyor, hepsine uyar diyorum ben:)

yavasyavas dedi ki...

çok güzel yazmışsınız adaları. çok keyifli oldu okuması.

biz atina'dan sakız adasına gemiyle gelmiştik. günübirlik takılırız diyorduk. yanlız gemi bizi öyle bir yormuş ki, sabaha kadar kafede sonra da bütün gün sahilde yattık. bir daha gidecez artık. yunanistan'ın hem yemekleri süper, hem denizi, hem tarihi, hem de muhabbeti.

mithos'u ve uzo'yu cok sevdik. evde uzo bitene kadar her akşam içtik.

Basak dedi ki...

Sevgili Yavaş Yavaş çok teşekkür ederim. Sizinle aynı düşüncede olduğumu yazılarımdan anlamışssınızdır zaten. Eşim de uzoyu çok sevdiğinden, her gidişte uzo stoğu yapıp geliyor ve içmeye de kıyamıyor, bitecek diye:) Atina üzerinden adaları gezmenin sistemini merak ediyordum, bir gün yapmayı düşünürsek yardımınızı ve tavsiyenizi isterim.

yavasyavas dedi ki...

biz atina üzerinden adaları dolaşmadık. adaları bir başka zamana bıraktık. bizim tur şöyle idi:
- istanbul'dan selanik'e tren ile
- selanik'ten delfi'ye. (selanikten önce meteora'ya sonra da delfi'ye geçmek daha mantıklı)
- delfi'den atina'ya
- atina'dan direk sakız adasına gemiyle.

yalnız bizim arkadaşlar kuşadasından gemiyle bir hafta süren yunan adaları turuna katıldılar. onlar memnun kalmış. gerçi her adada çok fazla vakit geçirmemişler. dolayısı ile siz sevmeyebilirsiniz.

Basak dedi ki...

Yavaş Yavaş; Yunanistan apayrı bir program tabii... ben de bir miktar Kuşadalı olduğumdan, Kuşadası kalkışlı adalar gemi turunu biliyorum , gidenler de memnun kaldıklarını söylüyor. Ben sıcak bakıyorum ama Alev de senin dediğin gerekçeden sıcak bakmıyor.