11 Ekim 2009 Pazar

KÖYDE YAŞAM - İLK GÖZLEMLER: EVDE, ORMANDA, BAHÇEDE YAPILACAK İŞLER

Köy hayatı aynı zamanda hem dingin hem hareketli. Dingin, çünkü genelinde hayat sessiz-sakin, belli rutinlerle akıyor. Hareketli, çünkü köyde yaşam çiftçi olmasanız dahi sürekli bedensel faaliyette bulunmanızı gerektiriyor. Tipik bir köy hayatında en basit ihtiyacın dahi karşılanması, uğruna belli bir emeğin harcanmasına bağlı. “Tatlı su köylüsü” olarak, burada teknolojinin tüm nimetlerinden faydalanıyor olsak da harcanması gereken bu emeklerin bir kısmından biz de muaf değiliz. Kaldı ki bunları yapmaktan büyük de bir keyif alıyoruz.

Köy insanı, hele ki dağ köylüleri, belki coğrafya şartları nedeniyle, çok hareketli ve güçlüler. Köyümüzde gördüğümüz yaşlı kadınların bedensel dinçliklerine inanamıyoruz. Sonra, bu kadınların sabahın kör vaktinden akşama kadar sürekli aktivite içinde olduklarını dikkate alınca, bu sonuca şaşmamak gerektiğini anlıyoruz. Üstelik aktiviteleri sadece ev işleriyle sınırlı değil. Dağ köylerinin halkı, mesleği “ormancı” olmayanlar da dahil (tahmin edebileceğiniz gibi bu bölgede ormancılık yaygın bir meslek), mevsimlerin bir kısmını orman içinde geçiriyor. Amaç çalı çırpı, mantar, böğürtlen, kızılcık vb. toplamak olabildiği gibi, belli zamanlarda avlanmak da olabiliyor. Bir de dağların yükseklerinde de bahçe ve tarlası olanlar var.

Özellikle “mantara çıkmak”, iyi para getirdiği için, ahalinin önemsediği bir faaliyet. Biz henüz bu mantarlardan yiyemedik, mantar çeşitlerini ayırt edemediğimiz için de orman yürüyüşlerimizde özellikle yağmur sonrası her yerden fışkıran çeşit çeşit mantarlardan “Türk’e bir şey olmaz” diyerek deneysel yemekler yapmayı da düşünmedik. Bulunup toplanması gereken tür “çintar” denen bir mantar çeşidi. Niyetimiz, bir gün işin ehli bir komşuyla “mantara çıkmak” ve mantar dünyasını biraz da olsa tanımak.



Pek güzel görünüyorlar, yapacaksın şunlardan bir sote:))))

Benim tabii hamur açmak, buğday dövmek vs. gibi marifetlerim yok. Ama ne kadar tipik köy evi standartlarına uymasa da bu evde de her gidişte yapacak iş mutlaka çıkıyor. Çekiçlik, matkaplık işler ve odun stoğu yapma en popüler olanları. Gevşeyen vidalar, rutubetten sorun çıkaran armatürler, su kaçıran radyatörler, soba borusu temizliği de zaman zaman ilgilenilmesi gereken işlerden.

Yine de en çok ve düzenli ilgiyi bahçe istiyor. Bugüne kadar aman aman bir bahçe deneyimimiz olmuş değil. En ciddi faaliyetimiz çim biçmek ve yabani ot yolmak olmuştur. Fakat “köyde bir ev” deyince, insan bahçesinde illa ki bir bostanı, biraz meyve ağacı olsun istiyor(muş).

Bahçecilik aslında çok zor, teknik bir iş. Hiç bir şey dışarıdan görüldüğü kadar basit değil. Belli dikim, bakım ve sulama tekniklerinin yanısıra çeşit çeşit bitki hastalığı da kapıda bekliyor. Düzenli gidemediğimiz için biz bu işte karınca adımı ile ilerliyoruz. Sağolsun, köydekiler biz yokken bahçenin bakımına yardımcı olup, bize yapmamız gerekenler hakkında fikir veriyorlar.

Minik bostan bu yıl baharda yapıldı. Yaz boyunca da bahçemizin mahsulü olan yeşil fasulye, biber, yeşil soğan, salatalık ve marul yedik. Yerken çok mutlu olduk, insanın kendi yetiştirdiğinin tadı daha bir tatlı geliyormuş hakikaten. Ama düzenli gidemediğimiz için bazılarının tohuma kaçmasına da engel olamadık.

En bereketli ürünlerimizden biri fasulye oldu.

İnanması zor olsa da bu gördükleriniz marul:) Sanmayın ki hepsinin akibeti böyle oldu. Ama bir kaç tanesi böyle coşup, tohuma kaçtı işte. Annemin tavsiyesini dinleyip marulları bağlayınca böyle ağaç haline gelmelerini önledik.

Bahçemizde 2 adet büyük ceviz, yine büyük bir elma ve iki de erik ağacı bulunuyor. Bunların hepsi arsa alındığında vardı, fakat özellikle meyve ağaçları, senelerce bakımları yapılmadığından, biraz yozlaşmışlar. Meyveleri küçücük, ama tatları gayet yerinde. Ceviz ağaçlarının meyvelerini ise bahçemizin müdavimi olan bir kaç sincap yağmalıyor. Cevizleri korumak adına nasıl bir çözüm bulunur bilmiyorum, ama hayatımızda ilk kez sincaplarla bu kadar yakın olduğumuz için varlıkları şimdilik hoşumuza gidiyor.

Bahçe yapıldıktan sonra sadece bir tane çam fidesi diktik, şimdilik tutmuş görünüyor ve buna çok seviniyoruz. Ormanda kendi kendine filiz vermiş binlerce fide ise bizi ayrıca mutlu ediyor, yürürken onlara basmamak için özel dikkat gösteriyoruz. Hedefimiz Kasım ayında bahçeye bir kaç ağaç daha dikmek. Özellikle Göknar ağacı dikmemizi tavsiye ettiler. Bolu’da bitkilerin yetişmesi için ideal bir iklim var.. nerdeyse her çeşit bitki yetişiyor. Şehir merkezinde bir eve sarılmış devasa acem borusu ise beni en çok şaşırtan. Acem borusunu Akdeniz bitkisi sanıyordum çünkü.

15 yorum:

HaNdE... dedi ki...

ya bende diyordum ne zamandır ses soluk yok? Acaba köy hayatı nasıl gidiyor...Fasulyelerden herşeyin gayett süper gittiği anlaşılıyor! :)

Kek ve Kahve dedi ki...

marullar inanılmaz sahiden de ağaç olmuşlar neredeyse. tohuma kaçmak buymuş demekki:)
domatesler göz kırpıyordu gördüm, nazlıdır domates öyle bolca ürün vermez ama bir tanecik bile verse hormonsuz, arısız, müdahalesiz olan domatesin kraliçesidir bence.

Basak dedi ki...

Sevgili Hande;

Hayat sürprizlerini ardarda sürdüğü için önümüze, bu ara blogtan biraz koptum. Yazmaya devam ama, sadece bayram, tatil, iş-güç-beklenmyen bir kayıp derken bir baktım bir ayı geçmiş burayı güncellemeyeli... Bu yaz fasulyeye doyduk, öyle diyeyim sen anla:)

Sevgili Kek ve Kahve;

Bir de tohuma kaçan dereotları sözkonusu, ama onların fotoğrafını bulamadım akşam, oysa ders olsun diye çekmiştim. Domates konusu aynen dediğin gibi. Çok nazlılar ve zaten fotosunu çektiğim yeiyebildiğimiz yegane 2 tanenin fotosu:) Ama hormonsuz ve müdahalesiz, o yüzden tatları enfesti. Ya da bizim ya, bize öyle geldi:)

beste dedi ki...

merhaba ben o kirmizi mantarin akibetini merak ettim:)

Basak dedi ki...

Bestecim yedik onları... deeeeeeermişim:))))))))

hep dedi ki...

Bir önceki yazıdaki kuzineli, horozlu, kilimli fotoğrafa çarpılıp epeyce okudum geçmiş yazıları ve en çok da fotoğraflara baktım. Açıkçası buraya yorum bırakan bir çok arkadaş gibi ben de özendim köydeki yaşamınıza. Ağzınızın tadı hiç bir zaman bozulmasın. Sevgiler

Basak dedi ki...

Sevgili Hep;
Çok ama çok teşekkür ederim ve güzel dileğini misliyle ben de sana iade ederim:) Bu vesile ile tanıştığımıza da memnun oldum.

Meyvelitepe dedi ki...

Geçenlerde biz de iki gün peşpeşe sabah, öğle, akşam mantar yedik. Muhteşemdi. Kendimiz toplamaya cesaret edemiyoruz ama dostlar sağ olsun. Bizi de unutmadılar.

Basak dedi ki...

Sevgili Meyvelitepe; o kadar çok çeşidi varki bilen biri gösterip bunları toplayacaksınız dese yine biraz korkarım gibi geliyor bana şu an:)

Basak dedi ki...

Sevgili Meyvelitepe; o kadar çok çeşidi varki bilen biri gösterip bunları toplayacaksınız dese yine biraz korkarım gibi geliyor bana şu an:)

Asortik Krep dedi ki...

Başak, google da çok güzel bir mantar grubu var haberin olsun :)
http://groups.google.com.tr/group/mantardostu?lnk=srg&pli=1

Basak dedi ki...

Sevgili Asortik bilgi için eşekkür ederim, bakacağım.

ÇAĞATAY dedi ki...

Köy yaşayış tarzını anlatmanız çok hoşuma gitti. bahçe ve ağaçlar hakkındaki yazdıklarınızda.

Söylemek istediğim, o resimdeki mantarları iyi ki sotelememişsiniz. Akibet felaket...

Bahçenizdeki ağaç çeşitlerinizden soğuk bölgede bir köyünüz olduğu anlaşılıyor. Kayısı fidesi dikmenizi şiddetle tavsiye ederim, lütfen ziraat müdürlüğünden sertifikalı alınız.

İyi günler diler mantar konusunu dikkaklice düşünmenizi öneririm.

Ayrıca bahçenizin duvarı çok hoşuma gitti, sağlıcakla kalınız...

Basak dedi ki...

Sevgili Çağatay verdiğin bilgi ve tavsiye için çok teşekkür ederiz. evimiz Abant gölüne yakın, yani soğuk sayılabilecek bir iklimde ve bitkilerin kesinlikle sevdiği bir ortam:) Mantar konusunda tavsiyene sıkı sıkıya uyacağımızdan emin ol. Etrafta kayısı görmedim ama neden olmasın?

içimden geldiği gibi ~~~ dedi ki...

Mantarlar ve sebzeler göz alıcı:))