5 Eylül 2009 Cumartesi

KÖYDE YAŞAM - İLK GÖZLEMLER: ISINMA

Daha önce dağlarda, bayırlarda kamp yaptığımızdan dağlık ve ormanlık bölgelerde yaşam şartları ile ilgili bir miktar tecrübemiz var. En azından “herşeye hazırlıklı olmak gerektiğini” biliyoruz. Fakat oralarda ev sahibi olup, daha uzun sürelerle yaşamak çok daha farklı tecrübeleri edinmenize sebep oluyor. Şehirde yaşarken sorun kalemi oluşturmayan pek çok şey orada ciddi birer sorun olarak karşınıza çıkabiliyor.

Benim ilk farkettiğim, böyle bir yaşam tarzının sürekli olarak bedensel çalışmayı , orada sahibi olunacak bir evin de sürekli bakım ve ilgiyi gerektirmesi. İşin en sevdiğimiz kısmı da bu aslına bakarsanız. Hemen farkedilecek diğer bir sorun ise “rutubet”. Bolu ormanlarında her daim olan yağışların ve Abant Gölü’nün doğal sonucu olarak... Öyle bir rutubet ki evinizi düzenli olarak ziyaret etmezseniz, bakımını yapmazsanız, bir süre sonra metal aksamları çoktan paslanmış, eşyalarınızı da küflenmiş ve çürümüş olarak bulabilirsiniz. Bu sorun yalıtım ve ısınmanın önemine işaret ediyor. Tahtadan çatılmış klasik köy evlerinde elbette yalıtım falan yok. Bu nedenle yaz günlerinda dahi rutubetten korunmak ve ısınmak için en azından akşamları soba yakmak kaçınılmaz. Evimizin yalıtımı iyi olmasına rağmen, Ağustos’un 2. haftasonu biz de akşam soba yakmak zorunda kaldık dersem, dağ ve ormanın mikro klimasının ne kadar farklı olabileceğine dair bir fikri size vermiş olurum herhalde:)

Ocak-şömine ya da soba klasik bir köy evinin en önemli unsurudur. Sayesinde ısınır, karnınızı doyurur, çöpünüzün bir kısmını öğütürsünüz. Bu çoklu ihtiyaçlara en iyi cevap veren soba türü de “kuzine” dir. Daha çok kuzey ve batı ülkelerinde kullanılan kuzineler Türk kültüründe ocak veya şömineler kadar yaygın değil. En çok Marmara ve Karadeniz köylerinde kullanılıyorlar. Alev ve benim neden olduğu bilinmez bir “kuzine” fantazimiz olduğundan, bu eve yapılan ilk yatırımlardan biri de esaslı bir kuzine almak oldu. Fırını da olan, üzerinde rahat rahat 2 büyük tencere ve çaydanlığın sığabildiği, dökme demir, dışı çiçek kabartmalarıyla süslü “fiyakalı” kuzinemiz köy evimizdeki hayatımızın en renkli unsuru haline geldi tabiiki. Onu yakmak ayrı , seyretmesi ayrı, üzerinde yemek pişirmesi ayrı keyif...

Kıymetli Kuzine

Ev yapılırken sıvı yakıt kullanan kat kaloriferi yapılmıştı. Ancak, içinde sürekli yaşanmayan, hem yüksekte hem de orman için bulunan bir evi sadece kaloriferle ısıtmaya çalışmak bir çeşit “delilik”miş, bunu öğrendik. Haftalarca kapalı kalmış bir dağ evini kökleyerek yaktığınız sıvı yakıtlı bir kat kaloriferinin, bırakın ısıtmayı, havayı hafiften kırması bile en az 24 saati gerektiriyor. Oysa kuzine ya da soba 10 dakika içinde bulunduğu ortamı sımsıcak yapıyor. Bu anlamda çok ekonomik bir çözüm olduğu kesin. Ayrıca, yoğun rutubetin evinizi ve eşyalarınızı mahfetmesine karşı alınabilecek en etkili önlem. Dekoratif olarak da mekana çok yakıştığını söylemeliyim.

Kuzinenin ayrılmaz parçası elbette odun olacaktır. Soğuk kış günlerinde yeterli odun stoğunuzun olduğundan emin olmalısınız. Benim bildiğim bir tek zeytin kütüğü için için, çok yavaş ve verimli yanar, bu anlamda çok da ekonomiktir. Ama Bolu’da zeytin kütüğü bulmak pek kolay değildir sanırım. Dolayısıyla odun denen şeyin pek çabuk yanıp tükendiğini kafanızın bir kenarına yazın lütfen:) Odun stoğunuzun bir kısmı elinizin altında olmalı, yoksa ikide bir dondurucu soğuğa çıkıp gerekli odun tedarikini yapmanız gerekir ki bu, özellikle kara kış gecelerinde hakikaten tatsız bir durumdur.

Uygun odun stoğunu bulundurmak, bazı durumlarda odunu sizin parçalamanız gerektiği anlamına da gelebilir. Ormana gidip bilfiil ağaç kesmekten bahsetmiyorum tabii. Hoş kanun uyarınca “orman köylüsü” sayıldığımızdan köyün içinde bulunduğu ormanın ürünlerinden belli miktarda yararlanma hakkımız da bulunuyor. Bunun bir prosedürü var. Ayrıca, yine bir “orman köylüsü” olarak, ormanda yerlere düşmüş çalı-çırpıyı, kırılmış dalları da toplayıp kullanma hakkımız var. Ancak bu imkânlardan yararlanmak da bir zaman meselesi ve bizim henüz köyde geçirebileceğimiz o kadar zamanımız olmadığından, odunu kesilmiş halde alıyoruz. Ancak bu odunların ebatları bazen kuzineye sığacak boyu aşıyor. Böyle durumlar için balta bulundurmanız şart. Balta, daha sonra bahsedeceğim başka “durumlar” için de gerekli(ymiş).

Doğal olarak, Alev’in en sevdiği köy hayatı faaliyeti de odun parçalamak. Şehirli ve şımarık bir Gülşen Bubikoğlu ya da Filiz Akın’ı dağdaki evine kaçırıp, kızımız evde “imdaaaat beni kurtarın” diye ter ter tepinirken, üzerinde içi müflonlu yeleği, krem renkli boğazlı kazağı, ayağında deri çizmeleri ve dağ adamı görüntüsünü tamamlayan aslan yelesi saçlarıyla içeriden gelen çığlıkları duymazdan gelerek karda odun parçalayan Cüneyt Arkın portresini hatırladınız mı? Hah işte, Alev de o portreyi özellikle kış aylarında sık sık tekrarlıyor. Tek fark içeride “imdaaaaaat beni kurtarın” diye bağıran birinin olmaması:) Hatta bu can alıcı dağ adamı portresini tamamlamak için bir kareli oduncu gömleklerinden de almayı hayal ediyor:)

Ateşle ilişkili konulardan girmişken, böyle bir ortamda “olmazsa olmaz” denebilecek bir diğer unsur da “mangal”. Türk insanının yoğun mangal sevgisi elbette bizde de var. Orman- dağ-kar deyince nedense mangal da bu tabloda tamamlayıcı bir yere sahip oluyor:)

Oksijenin insanı sersemletecek kadar yoğun olduğu bu bölgelerde metabolizmanız da hızlanıyor haliyle. Bu sebeple, köydeyken ne kadar yersek yiyelim midemizi “çatlayacakmış gibi” hissedemedik henüz:) Ayrıca ne yerseniz yiyin, kendinizi kısa süre sonra tekrar acıkmış buluyorsunuz. Tabii mangalı yakması, mangalda pişenleri yemek kadar keyif verici olmayabilir. Bilirsiniz, bizde bu işlere genelde erkekler girişir. Bazı insanlar doğuştan “ocakbaşı ustası”dır, bu işi zevkle yaparlar. Babam mesela, bu kategoridedir. Alev ise sevdiğinden değil, genelde mecburiyetten iyi bir ocak başı ustası olmuştur. E ne yapalım, birinin bu işleri yapması gerekiyor:)

30 yorum:

PERİLİ KÖŞK dedi ki...

uzaktan davulun sesi hoş geliyor bize ama ne olursa olsun hoş geliyor işte :)
ninemin kuzinesi vardı,yediğim kurufasulyenin lezzeti hala damağımda.ama kuzinedeki külleri temizlemek en zor kısımdı diye animsıyorum.Horozlu çaydanlığınıza ise bayıldım.

PERİLİ KÖŞK dedi ki...

çok zor yorum yazabildim bir sorun var blog da neyse,nenemin kuzinesinde yediğim kurufasulye tadı geldi damağıma sanki :) o kadar lezzetliydi...
horozlu çaydanlığına da bayıldım ,ben üşümeyi özledim ,kışı özledim ,seviyorum ben kışı,karı....
kuzine ile aklımda kalan diğer bir konu külleri temizlemenin dayanılmaz zorluğu :(

minimalist dedi ki...

evinizin içinde olup eşyalarla oyun oynamak istedi canım :)

Kuzine doğru ve zevkli bir seçim. Ne güzel ekmek kızartılır...

Sevgiler...

Leylak Dalı dedi ki...

Kuzineye de, çaydanlığa da bayıldım. Dilerim mutlu günler geçirin güzel evinizde...

Meyvelitepe dedi ki...

Hadi kolay gelsin. Kışı orada mı geçireceksiniz? Öyle ise iyi odun stoku gerekecek demektir :)

Orası kimbilir nasıl kar oluyordur. Ne kadar güzel.

Kuzineler çocukluk anılarımda hoş bir yer tutar. O fırın bölümünde pişen patateslerin tadına doyulmaz. Şimdilerde envai çeşitini yapmışlar hepsi de biribirinden güzel.

NAZ'LI HAYAT dedi ki...

YALNIZ O SOBA MUCİZEVİ BİRŞEYDİR YAA!! :))
Onun üzerinde yapılan türk kahvesini hayal ettim şu anda:)
bence süper bir tercih olmuş..Ve bildiğim kadarıyla minicik şey deli gibi ısı veriyor...güle güle ısının :)

Kek ve Kahve dedi ki...

sevgili başak yazın çok güzel ve eğlenceli. bu arada neden içerden imdat diye bağırmıyorsun anlamadım. sonrasında hatırladığım kadarıyla güzel sahneler vardı:))

Alev dedi ki...

Türk kahvesi mi ? Daha önce hiç aklıma gelmemişti, iyi fikir.

Basak dedi ki...

Sevgili Perili Köşk; bak şimdi kuzinede yapılacak yemeklere yenisi eklendi: Kuru fasulye. Bayramda kardeşim ve ailesi gelecek, iyi bir ahçı olduğu için kuzinede hangi yemekleri yapacağımızı konuşmuştuk. Kuru fasulyeyi unutmuşuz, onu da ekledim listeye:)

Sevgili Minimalist; ekmek de pişirilir de daha cesaret edemedim:)Kızartma işini yaptık ama.

Sevgili Leylak Dalı; o çaydanlığı Kahire'de tarçın almak üzere gördüğüm bir markette görüp almıştım. İnan bana görür görmez aşık olmak şeklinde gelişmişti olay:) Hele bir de ucuzdu ki... Valla üşenmeden Mısır'dan çaydalık taşıdım, iyi de ettim. Kaynayınca da araba kornası gibi ötüyor:)

Sevgili Meyvelitepe; yazın kışa göre daha fazla gidiyoruz, eşim ctesi de çalıştığı için. Ama giderek daha çok plan yapıyoruz orası için, o nedenle bu kış da önceki kışlara göre daha sık gideceğimizi sanıyorum, isteğimiz o yönde. Evet, odunlar stoklandı. Yağan karın miktarı gerçekten şaşırtıcı. Geçen kış dizlerimin üstünde kar gördüm. Daha da fazla olduğu oluyormuş. Evet, patatesler kardeşimle yaptığımız bayramda yapılacak "kuzine yemekleri" listesine yazıldı bile:)

Sevgili Naz'lı Hayat;
Evet, soba gerçekten mucizevi bir şey, bunu modern teknoloji kaloriferle karşılaştırma şansım da olduğu için rahatlıkla söylüyorum. Kahve de ekleniyor listeye , nedense bunu da denememişiz...

Sevgili Kek ve Kahve;

Teşekkür ederim değerli yorumun için. Genel de ben uğraşacak bir iş bulduğumdan mest vaziyette oluyorumdur, ondan henüz bağırmadım:))) Bazen (geceleri) arada tırsabiliyorum ama:)

nurdan dedi ki...

Başakcım kuzineye bayıldım, çok sevimli... yalnız onun önünde kıvrılmış uyuyan bi kedi lazım haberin olsun...

Basak dedi ki...

Nurdikçiğim haklısın büyük eksik, ama ne yazıkki o ortamda köpekler ve diğer orman hayvanlar kedileri yaşatmıyormuş:(

saripapatyam dedi ki...

cok ozendim. Allah icinize sindirsin. saglik ve huzurlu gunler yasamaniz dilegiyle...

Basak dedi ki...

Sarıpapatya çok teşekkürler.

tugrul dedi ki...

Biz de bir kuzine dusunuyoruz ama Datca gibi sicak bir yerde bulunur mu bilmem. Bizim icin yemek pisirme, isinmadan daha oncelikli olacak. Yararli bir alet olmasina ek olarak cok da guzel gorunuyor.

cakiltasi dedi ki...

bizim köydeki soba da böyle işte. ben soba diyorum ama sanırım dediğin gibi kuzine doğrusu:) sizinki daha afili tabii ki!

bizim köy trakya'da olduğu için heralde dediğin gibi marmara köylerinde daha çok kullanılan model bu. evler oda oda sundurmaya açıldığı için sobanın yandığı odadan diğer odaya geçip geri gelirken o azıcık vakitte donan elleri ve ayakları kuzinenin başında ısıtmak. hele ki yüz yıkanacaksa her daim üzerinde bulunan güğümden sıcak su ile ılıştırılarak yıkanan yüz. sonra yemek ısıtılacaksa yan tarafına konup ısıtılan yemek. çok yaşa başak. valla gene böyle bir hüzün kapladı içimi. nedense köy ile ilgili anılarım düşüncelerim hep böyle bir göz yaşarması yapıyor.

Alev dedi ki...

Tugrul, kuzine ile ilgili biraz daha detay bilgiyi sizin blogun yorumlarına yazdım. Esasında buraya yazacaktım ama bazı dostları görünce sizin tarafa yazdım. "Konuklar" başlığı yorumlarında.

Kuzinenin keyfine ve faydalarına diyecek yok.

Basak dedi ki...

Neden oluyor bilmem, hafta başından bu yana kendi blogumuz dahil hiç bir bloga ulaşamadım:( Ancak bugün, şu saatte ulaşabildim...

Sevgili Tuğrul; Datça'da kış rutubetli olmuyor mu?? Isınmak için de ihtiyaç olabilir diye düşünüyorum.

Çakılım hüzünlenme lütfen, bunlar güzel anılar. Kuzine aslında Türkçe bir kelime değil aslında. Acaba Soba kelimesi Türkçe mi? bak merak ettim şimdi...

Ali İkizkaya dedi ki...

Kuzine gibi varmı. Rumca bir kelime Mutfak anlamına geliyor. Ne güzeldir. Hem ışın, hem pişir. İçinde börekler, ılık kurabiyeler.
Zeytinden başka uzun korlu ağaçlar, meşe, piğnar ve sedir.
Sevgiyle ve mutlu yaşayın. İyi bayramlar.

Basak dedi ki...

Ali Bey; bu bayram şilk kez kuzinemizi tam kapasite kullandık: üzerinde yemek yaptık, çay demledik, kestane patlattık; içinde patates ve patlıcan közledik. Çok keyifli oldu. Ben de geçmiş bayramınızı kutlarım:)

blueprint dedi ki...

mantar da güzel olur kuzinede, yağmur sonrası ortaya çıkıveren mantarlardan toplayıp üzerine sadece birazcık tuz serpip pişirince tadından yenmez.

Basak dedi ki...

Blueprint; mantar seçmeyi bilmiyoruz daha, köydekiler toplamaya gidiyor ama malum hepsi yenmiyor. Yakında öğrenicez umarım o işi de:)

blueprint dedi ki...

mantar dostu diye bir grup var istanbul civarında jilber barutçiyan eşliğinde mantar toplama etkinlikleri yapıyorlar, ben birtürlü ayarlayıpta ankara'dan kalkıp gidemiyorum.26 ve 27 ekimde konferans ve sahada mantar toplama etkinliği var.

Basak dedi ki...

Bilgi için teşekkürler Blueprint; acaba web siteleri vb. de var mı?

HADİYE dedi ki...

Merhaba Başak,

Kuzinen'de Çağdanlığında imrenilmeyecek gibi değil.Çok güzeller.
Bizimde vardı kuzine sobamız.Hem ısınır hem suyumuzu kaynatır.Üzerinde yemek pişirir,bazlama yapardık.Fırınındada patates közlerdik.Off ne güzel günlerdi o günler.
Güle güle kullanın ve böyle güzel anılarınız olsun inşallah.

Sevgiler*

Basak dedi ki...

Teşekkür ederim Hadiyeciğim. Geç de olsa kuzine ile tanışmaktan mutluyuz:)

yavasyavas dedi ki...

super ya. birçok insanın hayalini kurup yap(a)madığını yapmışsınız. tebrikler. evin ve köy yaşamının sürekli bir uğraş gerektirmesi beni bu işten uzak tutan şey. şöyle bezgin bekir gibi yatmayı seven bir şehirliymişim ben.

kuzinede patatesin hastasıyım. kabuklarıyla yerim onları.

Basak dedi ki...

Sevgili YavaşYavaş o zaman seni bize misafir edelim, hizmette kusur yapmayız:))) İyi de sen yelken yapmıyor musun? Yelken de benzer değil mi? Hareket-iş-güç-aktivite açısından?

yavasyavas dedi ki...

tabi, yelken de çalışmak gerektiriyor. rota plani, hava durumu, güvenlik, yeme-içme, temizlik. yalniz bunlarin yaninda denizde ruzgar ile suzulen uzun uzun zamanlar ve de koylarda butun aksam sakince dinlenmeler içeriyor. kiyiya yanastiktan sonra butun aksam yildizlar uzerine ahkam kes dur.

dağ evine, kuzineye hayır demem.

Basak dedi ki...

canım çalışıyoruz dedikse, sefasını sürmüyoruz demedik ya:)işleri bitirip kuzineyi, mangalı yakıp şarap eşliğinde acaba eve ayı ya da yaban domuzu iner mi geyiği yapıyoruz. Hem geyik demişken, geyik de gördük evin civarında:)

içimden geldiği gibi ~~~ dedi ki...

O kuzineden bendeeeee istiyorum.Çok hoş.