31 Ağustos 2009 Pazartesi

KÖYDE YAŞAM - KÖY YAŞAMINA GİRİŞ


Bir deniz insanını belli bir yaştan sonra Ankara’nın tam olarak tatmin etmesi hakikaten zormuş. Özellikle 30’lu yaşlarım başladığından bu yana kendi adıma böyle düşünüyorum. “Ne batıyor, ne eksik, durumu tarif et” dense, buna vereceğim cevap da çoğunuz için tatmin edici olmayabilir. Bazı şeyler o kadar yoğun hissedilir ki kelimeler onu tam olarak ifade etmeye yetmez. Sadece “öyledir” işte:) Gözlerim deniz görmediği sürece bir şeyler hep eksik kalıyor hayatımda sanki.

Her denizi seven doğada bir şeyler yapmayı da sever anlamına gelmez, gelmiyor. Neyse ki biz doğada özgür yaşam kısmına da ilgiliyiz ve şükür ki Ankara doğada bir şeyler yapma konusunda gayet güzel imkânlar sunan bir şehir. Sadece içinde ve civarında değil, ortalama 2 veya 3 saatlik mesafelerde deniz kenarı dahil, pek çok başka doğal güzelliğe rahatça ulaşmanızı sağlayan bir lojistik konumu var.

2000 yılı bilinçli olarak “bir gün deniz kenarında, daha küçük bir yerde yaşamanın” hayallerini yeniden kurmaya başladığım yıl. Fakat, bu hayali bir gün nasıl gerçek yapabileceğimize de pek odaklanmadım. Bunun bir çok sebebi var. Bu düşüncemi incelerken sürekli değişim halinde olan pek çok farklı motivasyon görüyorum. Şu an bulunduğum bilinç düzeyinde ise hayat, eğer biz “gerçekten” hazır ve istekliysek, bu yolu açacaktır diye inanıyorum. Çünkü şu anda öncelikli tercihlerimiz farklı ve en azından bir süre daha Ankara’da yaşamamızı gerektiriyor.

Arsanın alınması ve evin yapılması hikayeleri uzun, bayağı emek harcandı bu işlere. Ama bu detaylara girmek niyetinde değilim. O nedenle, benim burada kısaca “fırsatın fırsatı doğurması” diye özetleyeceğim olaylar silsilesi sonucu, 2006 yılında Abant Gölü’nü çevreleyen dağlardan birinde bulunan bir köyde önce bir arsanın, ardından, 2007 yılının sonlarına doğru da, bir evin sahibi olduk. Olayların gelişimi bizim açımızdan o kadar sürprizli ve hızlıydı ki, ben evrenin bize “Sizin deniz kenarında, doğa ile iç içe yaşama arzunuzun farkındayım, ama o zamana kadar başka tecrübeleri edinmeniz, başka yerlerde bulunmanız gerekiyor. O nedenle şimdilik size bu imkanı sunuyorum” dediğine inandım.

Ankara’daki evimizden tam 2 saat uzakta olan bu minik evimize yaratabildiğimiz her fırsatta gidiyoruz. Evimiz asıl merkezi Abant yolu kenarında bulunan bir köyün daha yükseklerde bulunan yaylasında. Zamanında köylüler merkez köyün yüksekteki bu uzantısını yazlık niyetine kullanıyorlarmış. Birer “perili köşk” görünümünde olan 10-12 metruk ahşap yapı, bu yayla köyüne asıl havasını da veriyorlar. Eve ilk kez gelip, ormanın ve köyün ıssızlığından biraz ürken konuklarımıza “gece ziyarete gelen şeffaf konuklardan rahatsız olmayın, hepsi dosttur, komşu evlerden hoşgeldine gelirler” tarzı şeyler söylemek de oradaki misafir ağırlama ritüellerimizin bir parçası oldu:) Hakikaten, ilk seferlerimizde bu evlerden bir miktar ürktüğümü ben de itiraf etmeliyim:) Şimdi ise bir gün yokolup gidecekler diye endişe ediyorum.

Komşu Perili Köşklerden Biri...

Bolu ve çevresi, malumunuz, tam anlamıyla bir doğa harikası. Gez gez bitmiyor. Her gittiğimizde yeni bir yer keşfediyor, yeni insanlarla tanışıyoruz.

Bolu şehir olarak da renkli ve dinamik. Ne yalan söyleyim, önceden tutucu, aşırı muhafazakar, sıkıcı bir şehir olduğunu sanıyordum. Şehre ilk gittiğimde bu düşüncemden çok utandım. Bir defa şehir planlaması çok düzgün. Şehir merkezinde cıvıl cıvıl bir hayat var. Yakın zamanlarda kurulmuş üniversitenin bu renkli yapıda ciddi payı olsa gerek, çünkü genç enerji her yerde hissediliyor. Tabii turizmin etkisini de dikkate almak gerek. Bolu aslında tam bir turizm cenneti. Genelde turizmden deniz tatilini anlıyoruz, oysa Bolu ve civarında doğa-kültür-spor turizminin pek çok çeşidi yapılıyor. En bilinen spor faaliyeti kayak. Geçen ay gittiğimizde Abant gölü yolunda ralli yarışları yapılıyordu.

Bolu deyince İzzet Baysal’ı anmamak olmaz. Şehre bugünkü dinamik, yaşanılır, değerlerini koruyup sahip çıkan kimliğini veren en önemli kişidir İzzet Baysal. Zaten şehre girer girmez, Bolu halkının kendisine duyduğu minnet ve vefanın izlerini pek çok yerde göreceksiniz.

Bolu kendi markalarını yaratmış bir şehir aynı zamanda. Doğal güzelliklerine, değerlerine ve ürettiklerine sahip çıkıyor, bunları bence gayet de güzel pazarlıyor. Bu anlamda Türkiye için gurur ve verici bir örnek diyebilirim. İlk defa burada yediğim ve tadına doyamadığım Bolçi çikolataları, Bolu’nun kendi yarattığı markalarına güzel bir örnek.

Ülkemizin ünlü ahçılarının Bolu’dan çıktığını düşününce, farklı yerlerde yediğimiz yemeklerin de bu kadar lezzetli olmalarına şaşmıyoruz haliyle. Bizim her çeşit yemek için favori mekanımız “Yeşil Ev”. Bunda evimize yakınlığı biraz rol oynasa da, doğa ile uyumlu, çevreci mimarisi, orman-dağ konseptini sıkıcı olmayan bir tarzda harmanlayan zevkli dekorasyonu, butik otel olarak hizmet veren ağaç evleri, ruhu okşayan müzik yayını ve tabiiki lezzetli mutfağının payı daha büyük.
Sonbaharda yapraklar

Dedim ya, evimiz ormanın içinde, istediğiniz sürece tamamen izole olabileceğiniz bir konumda. Ama “sıkıldım” dediğinizde 10 dk içinde Bolu’nun ya da Abant’ın sosyal hayatına karışabileceğiniz kadar da merkezi. Köyde yaz-kış yaşayan bir hane var, diğer haneler, yazları genelde haftasonları gelen sahipleri dışında, çoğu zaman boş. Fakat, köy civarında ve karşı dağlara gizlenmiş vaziyette bol miktarda çiftlik evi, site vb. de bulunuyor.

Köye bağlanan yollardan biri

Orman...

17 yorum:

Brajeshwari dedi ki...

bu fotografların içinde olmak için can atıyorum...

ramazan dedi ki...

düşünüp de gerçekleştiremediklerimi yapmışsınız.kutlarım.

Basak dedi ki...

Burcucum bekleriz, her zaman.

Sevgili Ramazan şimdilerde "iyi yapmışız diyoruz" biz de:)

HaNdE... dedi ki...

İnanamıyorum!! Mükemmel..Bir insanın hayatı boyunca atabileceği en güzel adım! Benim ve eşiminde kalbimin en güzel yerinde duran arsız bir istekdir bu..Umarım bizde bir anda pat diye kavuşuveririz...Güle güle oturun, huzurla....

sevgiler

Basak dedi ki...

Sevgili Hande; galiba çok çok çok istiyorsan oluyor, umarım siz de kısa zamanda gerçek yaparsınız. İşi çok ama keyfi de çok.

Coşkun dedi ki...

Selamlar Başak,
Nefis fotoğraflarla süslenmiş çok hoş bir yazı. Sizin gibi düşünen ve yaşayan insanların çoğalması dileğiyle...
Yolunuz açık olsun...

Basak dedi ki...

Sevgili Coşkun; çok teşekkür ederim. Dileğine katılıyorum ben de...

minimalist dedi ki...

Bolu'ya en son bu sene 19 Mayıs tatilinde gittim. Bolçi yedik bol bol ve aldık eşe dosta. Sonra Ladin ekmekten meşhur patatesli ekmeğini, ünlü sirkelerini ve yöreye özgü sucuğu da pek bir güzeldi. Kısaca muhteşem bir yerdesiniz!

Kağıttan Gemiler dedi ki...

Bolu, şehirden çok uzakta olduğunu düşündüğün bir anda, bir adım ötende şehri buluvermektir.
Selamlar

Basak dedi ki...

Minimalist nasıl güzel değil mi Bolçi??? Biz ctesileri denk getirirsek pazarına gidiyoruz arada, bol ürünlü, renkli bir pazarı var, ne istersen bulabilirsin.

Kağıttan Gemiler tanımını beğendim, hakikaten öyle... Üstelik insanları da çok misafirperver, dost canlısı...

JTB (JourneyToBlue) dedi ki...

Başakcım, biz bu harika ortamın konukları olma şerefine nail olduk sayenizde, o sebeple anlattıkların az bile kalmış diyorum:)

ben 40 yaşımda bu fikrimi-seninkiyle aynı olanı yani:)-gerçekleştirebilmek için çok dua ediyor, plan yapıyorum. "bir yerinden" başlamış olduğunuz için de sizi tebrik ediyorum.

nice güzellikler yaşamanız dileğimle:)

Basak dedi ki...

Dilaracım;
Bu konuda yazılarım devam edecek, naçizane tecrübelerimizi paylaşmak niyetindeyim. Hep diyoruz, orası gerçekten dostlarla daha keyifli oluyor o yüzden her zaman sizleri beklediğimizi bir kez daha tekrarlayım:) Umarım bir gün hayal ettiğimiz gibi daha kıyılara da ineriz:)

JTB (JourneyToBlue) dedi ki...

**amin**

:)

Kek ve Kahve dedi ki...

güle güle huzurla mutlulukla oturun yen, evinizde.ormanın içinde, doğanın koynunda,hayata bakışınız zaten bu denli güzelken, daha da anlamlı ve güzel olacak eminim.

Basak dedi ki...

Kek ve Kahve çok teşekkür ederim güzel dileğin için. Bakalım Antalya'da sizi neler bekliyor?

Kara Kalem dedi ki...

Sevgili arkadaşım sayfamdaki 33 0kul 3003 öğrenci kampanyasının logosunu sayfanıza taşıyarak sizinde desteğinizi rica ediyorum.

Saygılarımla

Ahmet

nalan dedi ki...

her gün denizi göremesem de arada bir mutlaka iyotu koklamak gerek. ben perili köşklere de hayran oldum, ve evet bir gün kaybolup giderler diye içim cız etti...