9 Ağustos 2010 Pazartesi

CENEVİZLİLERİN YURDU: CENOVA

Gemimizin uğrayacağı ilk liman şehri Cenova’ya kapalı ve puslu bir sabah ulaştık. Cenova İtalya’nın ve Avrupa’nın en önemli liman şehirlerinden biri. Ayrıca, toplamı 900.000’i bulan nüfusuyla Avrupa’nın en büyük şehirlerindenmiş. Tarih boyunca da önemli bir şehir olmuş. Tarih sahnelerinde adına sık rastladığımız eski şehir devleti Ceneviz’in de başkentiymiş. Bu şehirden çıkan en önemli şahsiyet Crishtoph Colomb. Büyük kaşif Cenova’da dünyaya gelmiş.

Cenova'da sokaklar hep bir meydanla birleşiyor


Dağlık bir bölge olduğu için de şehirde yamaca kurulmuş, karşıdan bakınca bol miktarda apartman görüyorsunuz, ancak apartmanların renkleri ve mimarisi tarihi dokuya uydurulmuş, görsel olarak rahatsız etmiyor.

Cenova'da bir cadde

Sabah erkenden gittiğimiz Portofino ve Santa Margherita’dan sonra, saat 13.30 civarı Cenova’ya geri dönüyoruz. Cenova’ya gelince Gian Luigi’ye görmemizi tavsiye edeceği mekanları sorduk. Gian Luigi “meşhur mekanların hepsini zaten şehir merkezinde görürsünüz, kabul ederseniz ben size çok hoş, çok eski bir mahalleyi göstereyim, zaten yolumuzun üstünde” diyerek, bizi kıyıda yüzyıllardır şehrin bohemlerinin yaşadığı eski görünümlü bir mahalleye götürdü. Mahalle'nin adı "Bocca d'Asse", deniz kıyısında, sadece kendine ait gibi görünen minicik bir sahili var. Sıkış tepiş, üst üste yığılmış gibi görünen renk renk evlerden oluşuyor. Görüntü çok hoş, zaten mahallenin manzarasını görünce, bu silüeti kartpostal ve tablolardan hatırlıyoruz. Gian Luigi “evlerin eski görünümlerine aldanmayın, Genova’nın en pahalı semti burası” dedi. Bizdeki Cihangir’in dengi olsa gerek burası. Gian Luigi’yi bir kez daha takdir ediyoruz, yaşam sevincinin yanısıra bu kez estetik zevki için:)

Bocca d'Asse

Cenova’ya gidince ilk yapılması gerekenlerden biri “pesto soslu" makarna yemek. Çünkü pesto sosunun memleketi burası. Biz de Gian Luigi’den güzel pesto soslu makarna yiyebileceğimiz bir restoran tavsiye etmesini istedik. O da genelde Cenovalıların tercih ettiği, fazla turistik olmayan bir mekanı önerebileceğini söyledi. Cenova’yı aç karınla gezmek istemedik, o yüzden gelir gelmez ilk iş Gian Luigi’nin tavsiye ettiği mekana gitmek oldu. Gian Luigi, hiç bir mecburiyeti olmadığı halde , “bu saatlerde kalabalık olur, derdinizi anlatamayabilirsiniz” diyerek bizim için restorana gidip, adımıza rezervasyon bile yaptırdı. Gerçekten “insan” olanlardandı kendisi. Gezimize ekstra renk kattı, sağolsun.

Cenova’da eski taş binaların önlerindeki kaldırımlar hep taş kemerlerle kapatılmış. Bu yağmurdan ve ısıdan korunmak için eski Romalıların sık kullandığı bir mimari çözüm. Restoranın olduğu sokak da baştan sona kemerle kaplıydı. Gayet sıradan görünümlü ama içi tıklım tıklım dolu olan restoranda kısa bir süre rezervasyon saatimizin gelmesini bekledik. Sonra da gerçekten lezzetli pesto soslu makarnaları yiyip, lokal bir Cenova şarabı içtik. Makarnanın memleketi İtalya, çoğu restoranda makarnalar taze yapılıyor, ayrıca bizim hiç görmediğimiz farklı şekillerde de kesiliyor. Mesela, benim o gün seçtiğim makarnalar karşıdan iri birer kurtçuğa benziyordu:)

Kurtlu, pesto soslu makarna:)

İtalyanlar acaip keyif insanları, para uğruna bile olsa keyiflerinden, günlük yaşam rutinlerinden taviz vermiyorlar. O yüzden mesela restoranların çoğunda öğlen saat 14.00’de servis kapanıyor. Kapıda müşteri kuyruğu bile olsa tenezzül etmiyorlar. Gian Luigi sayesinde biz de servis kapanmadan sipariş vermeyi becerdik.

Biz yemek yerken dışarıda yağmur başlamış, kemerler sayesinde bunu pek hissetmedik. Yemekten sonra grubumuz gemide buluşmak üzere dağıldı. Herkes zevkine uygun yerleri görüp, zevkine uygun şeyleri yapmak niyetindeydi. Grup olarak seyahate gidiyorsanız, en güzel şekil budur bana kalırsa. “Grup geldik, grup gezeceğiz, ve hatta grup öleceğiz” felsefesi bu tip tatillerin zaman zaman gerilime dönüşmesine sebep olabilir. Tatil kıymetli bir zaman dilimidir, o yüzden grup halinde bile olunsa herkes bir diğerinin tercih ve zevkine saygı duymalı. Sen müze gezmeyi seviyorsun diye herkese “bugün ille de bu müzeye gitmeliyiz” diye dayatamazsın. Konsensus zorlama olmadan oluşuyorsa süper, ama bireysel tercihe de saygı gösterilmeli. Kimi müze gezmek ister, kimi restoran ve kafelerde oturup lokal tatları denemeyi, bir başkası dağ tepe gezinmeyi... O yüzden grubun birbirini serbest bırakması güzel. Çok seyahat edilince zaten iş kendi doğasında bu kıvama geliyor. Yok gelmiyorsa, o zaman sizin kıvamızına uygun arkadaşlarınızla seyahat programı yapıyorsunuz.

Betül muhteşem ve %100 sağlıklı tatların yaratıcısı bir pasta ustası. Yemek yapmak hobisiyken, ciddi bir emek vererek bu hobisini işe dönüştürmüş. O yüzden Yılmaz ailesi pastacılık ve mutfak konusunda aşmış bir ülke olan İtalya’nın bu kısmıyla da oldukça ilgililer, Cenova gezilerini de ağırlıkla bu odağa göre yaptılar. Suat ve Murat tarihi binaları ve müzeleri seviyor, onlar da Cenova’nın ultra tarihi mekanlarını keşfetmek üzere şehrin sokaklarına daldılar.

Ben, Alev, Özge ve Güçlü ise Cristoph Colomb’un doğduğu eve gittik. Kemerler bitince yağmurun şiddetini arttırdığını farkettik. Aslında Cenova’da tahmin edilebileceği gibi görülecek çok fazla mekan, tarihi eser var. Fakat gemi seyahati böyle eni konu şehir gezmelerine izin vermiyor. O yüzden Cristoph Colomb’un evinden sonra kendimizi şehir sokaklarına vurduk. Zaten her bir sokak başlı başına sanat eseri hissi verdiğinden görülmeyi hakediyordu. Sokaklar içinde gezinirken zamanın nasıl akıp gittiğini anlamadık, o yüzden gitmeye niyetlendiğimiz ünlü amiral Andrea Doria’ nın evini ancak dışarıdan görebildik.
Christoph Colombûn doğduğu ev

Cenova limanı gemiye yürüyerek ulaşma imkânı veriyor, gerçi bu yürüyüş epey uzun sürüyor ama yürümek bizim için sorun olmadığından, kıyıdan yürüyerek gemiye dönmeye karar veriyoruz. Kıyıda bizden ayrılmış olan Yılmaz Ailesi ile karşılaştık. Bu arada limanda demirlenmiş, bire bir ölçülerde yapılmış, orta çağa ait dev bir korsan kadırgası görüyoruz. Bu kadırga Roman Polanski’nin 1986 yılı yapımı “Korsanlar” filmi için özel olarak, birebir ölçüde yaptırılmış, şuanda da müze olarak ziyarete açık. Küçük Seyyah Erim tabii bu fırsatı kaçırmayıp, babasıyla bu gemiyi geziyor.

Korsan gemisi hakikaten etkileyiciydi

Saat 18.00’de hepimiz gemideyiz. Bu dakikliğimizden ve ilk limandan gemiye dönüşte sorun yaşamayışımızdan pek memnun oluyoruz:)

6 yorum:

Hiç kimse dedi ki...

Oha, süpermiş. İnanılmaz kıskandım şu anda sizi :)

Adsız dedi ki...

sadece pestolu makarna bolumune takilmis durumdayim, evde pesto var, taze makarna var, fistik var ve hatta rendelenmis parmesan var.. ne duruyorum o halde di mi? yarin aksam yemegim olacakti ama sanirim bu gece yatzibar yemegi yaptim ben onu maalesef,, fotosunu cekip facebooka koydum ve seni andim,,

baris

*
korsan gemisi detayini da ogrenmis oldum boylece,, ne guzel, fotografi vardi bende ama ne oldugunu bilmiyordum, tesekkurler,, :)

Basak dedi ki...

Hiç kimse biz de kıskana kıskana motive olduk zamanında:) İşe yarar bazen kıskanmak:)))))

Barış Kaş'a gidiyorsanız orada Spagettici diye bir mekan var, Cenova ayarında enfes pesto soslu makarna yapıyorlar, ben de önümüzdeki hafta orada yemeği umuyorum:))))

Red Riding Hood dedi ki...

Başak'cım ne güzel geziyosunuz çok güzelde pozlar var.Pesto soslu makarna bizim yaptklarımıza benzemiyor görüntü olarak ama lezzeti umarım aynıdır :D
Bi görünüp bir kayboluyorsun nerelerdesiniz şimdi?

Alev dedi ki...

Sevgili Red Riding Hood,
Tatildeyiz yakinda yeni malzemelerle donuyoruz.

serpil dedi ki...

çikolata filmi burda mı çekilmişti. ne çok benziyor fotoğraftaki yere öyle.