3 Ağustos 2010 Salı

İTALYA'NIN NOSTALJİK SAYFİYELERİ: PORTOFINO VE SANTA MARGHERITA

Geminin ilk durağı olan Cenova bir sonraki yazının konusu olacak, o yüzden Cenova’dan önce görmeyi planladığımız Portofino ve Santa Margherita’dan başlıyorum.

Portofino ve Santa Margherita Cenova’ya karayolu ile yaklaşık 1 saatlik mesafede. Gemiden iner inmez ilk iş limanda bekleyen taksicilerle sıkı bir pazarlığa girmek oldu. İngilizcesi iyi olan bir tanesi arkadaşıyla birlikte, bizi kişi başı 40 €’ya götürüp getirebileceğini söyledi. İki taksi kiraladık. Daha sonra gemide satılan ve kesinlikle taksi seyahatinden daha az koforlu olduğunu sonradan tecrübe ettiğimiz turların en düşük fiyatlısının bile 50€’dan başladığını görünce, limanda taksi kiralamanın özellikle bir aracı dolduracak sayıda insan varsa, en ekonomik ve pratik çözüm olduğuna hükmettik. Bir de şöförünüz İngilizce biliyorsa, resmen kişiye özel tur organize etmiş oluyorsunuz... Bizim şöförümüz Gian Luigi de, şans eseri, olabilecek en sevimli tur rehberi çıktı. 60 yaşında olduğunu duyunca inanamadığımız Gian Luigi enerji fışkıran gözleri, gülen yüzü, kulağında küpesi ve hoş sohbeti ile mini turumuzu daha keyifli hale getirdi.


Soldan ikinci bizim Gian Luigi:)

İ
talya’nın ağırlıkla düz, ovalık bir memleket olduğunu duymuştum. Ama belli ki Cenova sağlam bir istisna: Etrafı tamamen yüksek dağlarla çevrili , şehir de yamaca kurulmuş. Karayolu seyahatimizin en etkileyici kısmı seyahat ettiğimiz yolun büyük kısmının birbirine paralel dağların içlerine açılmış tünellerden geçmesiydi. “Bunda ne var?” diyebilirsiniz, ancak Karadeniz Sahil Yolunu görenleriniz varsa ne demek istediğimi daha kolay anlayacak: Karadeniz’de de şehirlerin çoğu Cenova’daki gibi deniz kıyısında, tabiatları Cenova gibi muhteşem, orada da aynı buradaki dik ve yüksek dağlar ve tamamen “kıyı şehri” olmalarından kaynaklı kendilerine has bir kültürleri var. Bizim yöneticilerimiz kıyıdaki şehirleri birbirine bağlamak için gerekli olan sözde konforlu yolu, tabiatı ve bölge halkının yaşam alışkanlıklarını bozmamak adına pekala dağlardan ve bunlara açılacak tünellerden geçirebilecekken, orta vadede sadece tabiatı değil, bir kültürü de yok etmek anlamına gelen o berbat görünümlü sahil yolunu yapmayı tercih etti.

İtalya’da ise bu kolaycılığa ve “adam sendeciliğe” izin yok belliki. Elbette İtalyanlar da bilirdi Karadeniz’e göre daha uysal olan Akdeniz’in kıyılarını doldurarak sahilden otoyol geçirmeyi. Ancak onlar coğrafi miraslarına sahip çıkıyorlar, bu nedenle de kıyı şeridindeki şehirleri birbirine bağlamak için üst üste onlarca tünel açılmasını gerektirmiş olsa da dağ yollarını tercih etmişler. Mühendis tanıdıklarım bu şekilde tünel açmanın maliyetinin kesinlikle Karadeniz gibi azgın bir denizin doldurulmasından daha maliyetli olmadığını söylüyorlar. Üstelik Karadeniz’in azgın dalgalarının ciddi tahribat yarattığı bu yollar her sene yüklü bakım onarım masrafı yaratmaya devam ediyor. Yani bu durum “anlayış farkından” kaynaklanıyor. Bizim yöneticilerimiz her daim günü kurtarıyor,yüzyıllar geçiyor, bakış açıları değişmiyor. O yüzden sanırım en geç 50 yıl içinde elimizde bir tabiat varlığı da kalmayacak. Neyse, konuyu dağıtmayalım.

Kıyı şeridindeki şehirler yanyana, hangisi bitip hangisi başlıyor, bunu ancak tabelalardan anlayabiliyorsunuz: Su topu takımıyla ünlü Recco şehrinin bittiği yerde Rapallo, onun bittiği yerde Santa Margherita, onun bittiği yerde de Portofino başlıyor.

Portofino da bir başka çocukluk hayali. Cenova’ya yakın olduğunu öğrenince, daha gitmeden kararı verilmişti “buraya gidilecek” diye. Meşhur şarkı “I found my love in Portofino” yüzünden tabii ki:) Çocukken, henüz televizyon tek kanalken ve sadece belli saatlerde yayın yaparken, gün içinde hep radyo dinlenirdi. TRT’nin üç kanalından başka dinleyecek radyo kanalı da yoktu zaten. İşte o yıllarda radyoda en sık çalınan parçalardan biriydi “I found my love in Portofino”. Ki o yıllarda bile gayet eski, nostaljik bir sarkıydı. Şarkıya eşlik eden dalga sesi çocuk ruhuma bile keyif verirdi. Hala da aynı etkiyi yaratıyor dinlediğimde... Portofino, isminden tahmin edilebileceği gibi “Fine Port - Hoş/Güzel Liman” demek. Bu ismi fazlasıyla hakettiğini kasabayı gördüğünüz an anlıyorsunuz zaten.

Portofino her daim İtalya’nın en sosyetik , en rağbet gören ve en pahalı tatil beldesi olmuş. Özellikle 50’li yıllarda Hollywood ünlülerinin tatil mekanıymış. Kasaba sıkı koruma altında. Ortaçağ’daki görünümü neredeyse aynen muhafaza ediyor, inşaat yasağı var, mevcut binalar da estatği muhafaza etmek adına sürekli renove ediliyor. Hal bu olunca konut ve konaklama fiyatları inanılmaz derecede yüksekmiş. Bizim ilgi duyacağımız türden bol miktarda gereksiz bilgiye sahip olan Gian Luigi paramız olsa bile buradan yine de minicik bir daire olsun alamayacağımızı söyledi mesela. O yüzden burada bir emlak piyasası, gayrimenkul rayici falan yok:) Çünkü konut satılmıyormuş bile, birilerini zorla satmaya ikna etmenin maliyeti ise uçsuz bucaksız. Dolayısıyla bizim gibi turistler buraya ancak günü birlik gelebiliyor. Geceliği 10.000 € olan ve dünya jetsetinin tercih ettiği çok şık bir oteli de gösterdi bilmiş Gian Luigi. Sayesinde Silvio Berlusconi’nin yarım ada üzerine konumlanmış muhteşem malikanesini ve Bill Gates’in dev yatını da gördük. Berlusconi hakkında yerel dedikoduları da öğrendik. Alem adamdı Gian Luigi:)
Silvio Berlusconi'nin fakirhanesi

Bill Gates'in mütevazi gemiciği:))

Kasaba limanın etrafındaki binalar, onların arkasındaki ve dağın yamacından tepesine doğru uzanan bir kaç sıra sokaktan oluşuyor. O derece küçük ama her bir bina ve mekan o kadar özenli ve süslü ki sanki bak bak gez gez bitmeyecekmiş gibi büyüklük algısı yarattı bende.

Farklı manzaralardan limanı seyretmek için tepeye tırmandık. Burada eski bir şato benzeri bina var, içi müzeymiş. Diğer arkadaşlarımız bu müzeye girdiler, Alev’le ben dolanmayı tercih ettik. Müze de 50li yılların Hollywood ünlülerinin Porto Fino’da çekilmiş fotoğraflarından oluşan çok güzel bir sergi varmış.

Tepedeki eski şato

Hem Portofino'da hem de Santa Margherita'da dikkatimizi çeken bina dış cephe boyalarının uzaktan bakıdığında derinlik hissi de vermesi için gölgeli boyanmış olmasıydı. Ressam titzliğinda çalışan boyacılar gördük tadilat olan binalarda.

Bu kasabada ruhunuz zaten dinleniyor ama esas etkileyici olan kasabanın sunduğu görsel şölen. O yüzden sözü burada fotolara bırakıyorum:




He found her love in Portofino:)

Santa Margherita Porto Fino ile yanyana onunla enzer özelliklere sahip bir kasaba. Portofino'dan çok daha büyük, güzel bir yat limanı var. Kalan vaktimizi bu şehrin ara sokaklarında keyifle gezinerek değerlendiriyoruz. Günlük hayatın aktığı, içinde insanların yaşadığı bu mekanlar ve sokaklar adeta birer açık hava müzesi gibi. Zaten sonradan göreceğimiz tüm Akdeniz şehirlerinde de aynı ortam hakimdi.Manavların, kasapların, marketlerin, hele hele pastanelerin sunumları inanılmaz. Bizdeki “butik otel” konsepti, İtalya’da “butik şehir” ve hatta “butik ülke” ye dönüşmüş durumda. Nasıl bir düzen, nasıl bir estetik, nasıl özen...

Santa Margherita sokakları



Meydandaki Christoph Colomb heykeli

Santa Margherita sokaklarında mutlu bir turist:)

Bakın söylüyorum, hani “Türklerle İtalyanlar birbirine çok benziyor aslında” deriz arada sırada gaza gelip. Yok böyle bir şey kardeşim, o eserleri , o şehirleri yaratan, o tabiatı, o tarihi, o kültürü gözü gibi koruyan, elindeki mirasa daha ne katsam diye düşünen, yarattığı katma değer hiç bir ölçü birimiyle ölçülemeyecek bu insanlarla bizim hiç ama hiç bir benzerliğimiz olamaz. Kendinizi kandırmayın, kandırmayalım. Vatan sevmek nasıl oluyor, gidin İtalya’da “görün”. Kıyafetleri Milano’dan almakla, İtalyan şarabı içmekle, Alfa Romeo’ya binmekle ve biraz da Akdeniz tipi fiziğiniz olduğu için kendinizi İtalyanlarla aynı kefeye koymayın sakın:))

21 yorum:

içimden geldiği gibi ~~~ dedi ki...

Herşey çok güzel görünüyor ama keşke fotolar biraz daha fazla olsaydı.:))
Sevgiler.

Leylak Dalı dedi ki...

Sevgili Başak,
iyi ki bu seyahati yapmışsınız. İnanın kendim gitmiş kadar zevk aldım yazılarınızdan ve fotoğraflardan. Devamını merak ve sabırsızlıkla beklemekteyim. Sevgiler...

Ateş Böceği dedi ki...

kıkanıyorum :)) hepsi çok güzeller

Basak dedi ki...

Hepinize çok teşekkür ederim.

Fotoğraf konusu beni en çok zorlayan kısım açıkçası. Binlerce fotonun içinden yazılara uygun olanlarını seçmek, onları uygun formata getirip yüklemek biraz zorlayıcı (ya da daha kolay bir yöntemi var da ben bilmiyorum:))))

minimalist dedi ki...

o kadar güzel belirtmişsin ki aynen katılıyorum; İtalya'ya yılda 90 milyon turist geliyor. Peki bize kaç kişi geliyor? 25-27 bin arası; 30 bin bile gelmiyor. Ondan sonra da yok İtalyanlara benziyoruz yok İspanyollara vb. Sen ülkene kaç turist getiriyorsun ondan haber ver.Neyse sinir oldum bak şimdi :)) Resimler, bilgiler ve yorumların harikaydı. Teşekkürler.

tekmen dedi ki...

Aaaa biz de gecen hafta tam da buralari gezdik!! Karsilasabilirmisiz bile belki :)

Tekin

yaban dedi ki...

Cok guzel yazmissin Basak, ekleyecek kelime bulamiyorum,, fotograflar ise muhtesem,, ayni yerleri ben de gezdigim halde iki farkli goz baktigi yerde neler gorur diye icimden gecirmeme sebep oldun..
rehberli tur yapmak da akillicaymis,, biz de kaleyi degil ama parkini gezmistik,

Basak dedi ki...

minimalist biz de turist'in kelimesinin telaffuzu bile ormanların katledilip yerine 1500 yataklı apartan otellerin yapılmasına yetiyor. Anlayamıyorum, İtalya'ya kat ve kat fazla turist gelmesine rağmen, niye bu adamlar da aynı tür oteller yok???:))))


Tekin ve Barış;
Az daha ilahi tesadüflerden birini yaşayacakmışız demek:))) Süper de olurdu hani... Kimbili, belki başka seyahatlerde..

Ayazma dedi ki...

Bu sabah İtalya hakkındaki bir gezi rehberini karıştırıyordum! Bu kadar olur yani. :)
Çok özendim valla. Ne güzel yerler.. Ben de gidicem! :)

Basak dedi ki...

Gti git, hiç pişman olmazsın:)

ZeynepA dedi ki...

şu mutlu turisti pek beğendim. tanışmışsınızdır umarım?!...

hay başak'çım, ağzındna bal damlıyor vallahi. alman akan kanımın yanısıra bir italya hayranı olarak ben de - dikkatini çekerim, "italyan" hayranı hiç değilim - aynı şeyi söylüyorum. Ne zaman gittim gördüm İtalya'yı o zaman dedim, biz birbirimize *** benziyoruz, diye. Ha bak, kırmızı trafik ışığı yanınca hemen kornaya basmamız benziyor!

Basak dedi ki...

Zeyno senin gibi bir safkan bir Alman bile "burası bizim memlektten güzel dediyse", tesbitim %150 doğru demektir:)

Emrah Ateş dedi ki...

Kıyafetleri Milano’dan almakla, İtalyan şarabı içmekle, Alfa Romeo’ya binmekle ve biraz da Akdeniz tipi fiziğiniz olduğu için kendinizi İtalyanlarla aynı kefeye koymayın sakın:))


süper yorum koptum ya:)
haklısın ama
ayrıca çok da kıskandım resimleri gördükçe
askerdeyim zati allahın dağında
o kadar güzel bir memleketin resimlerini görmek
zaten en çok gitmek istediğim şehir orası iken
biraz daha uzadı sanki şafağım :(

Basak dedi ki...

Sevgili Emrah ben seni döndün sanmıştım, blogda yazmaya başlayınca...:) Şafak kaç peki?

Emrah Ateş dedi ki...

yok ablam
daha çok var bitmesine
çarşı iznine çıkarsam anca yazabiliyorum
189 gün daha hasretliğim kaldı
sonrası İstanbul.

cakiltasi dedi ki...

başak çok güzel bir yazı olmuş. nasıl gaza geldim. böyle birden türkiye'yi kurtarasım geldi. hele karadeniz sahil yolu ile ilgili yazdıkların. birebir oradaki tahribatı görmüş biri olarak. aklım havsalam almamıştı almıyor da. hatta o tahribatın durması için mücadele eden avukat bir adamcağız vardı da öldürmüşlerdi adamı. yani bırak tahribatı onu engelemeye çalışan insanın bile can güvenliği yok güzide memleketimizde. ben hiç değilse dünya bize benzemiyor diye seviniyorum. her yer bizim gibi olsaydı nice olurdu hal.

portofino'ya gelince. işte orada benim için akan sular duruyor. dünyada en çok görmek istediğim yerlerden biri. hele meşhur şarkıyı dalida'dan kırkbin kere dinlemiş biri olarak. ne güzel etmişsiniz de gitmişsiniz diyorum.

Basak dedi ki...

Emrah hayırlı teskereler, 2 yıl öncesi geldi aklıma, Alev için saymıştık şafakları:)

Çakıltaşı gezdikçe görüyorum ki Türkiye gibi özellikle çevre konusunda "davranış sorunu" olan ülke çok az:(

ÇAĞATAY dedi ki...

Değerli arkadaşlarım;

"Portofino ve Santa Margherita" gezinizin yazılarını dikkatle okudum. Bulunmaz bir belgesel niteliğindeki resim ve izlenimlerinizle bambaşka bir açıdan yaşadım çok görmek istediğim Portofino'yu...

İleride buraları görmeye gidecekler için verdiğiniz bilgiler çok faydalı oluyor.

Portofino'yu çok güzel resmetmişsiniz, ansiklopedilerdeki resimlerden daha etkileyici kareler yakalamışsınız ayrıca tebrikler...

Köydeki sınırlı internetimden dolayı diğer bölümleri detaylı bir şekilde okuyamadım; okuduğumda muhteşem betimlemelerinizle renk kattığınız yazılarınızda yakalayacağım ipuçlarına yorumlar yazacağım.

Kalın sağlıcakla...

Red Riding Hood dedi ki...

Az daha fazla foto isterim.Enfes görünüyor herşey.Şu an nerdesiniz meraktayım :D

serpil dedi ki...

fakirhane iyimiş:)

Basak dedi ki...

Sevgili Çağatay bayram tatili de eklenince iyice uzayan bir tatil sürecinden çıktık. Tatilde sanal aleme pek bulaşmıyoruz, o yüzden bazı yorumlar gözden kalabiliyor. Geç cevaplamamın sebebi bu. Faydalanıp keyif alabildiysen ne mutlu bize. İnsan okumak istediklerini yazarmış, demek naçizane amacımıza ulaşmışız. Sağolasın:)

Red Riding Hood bana kalsa hep seferi olurdum. Merkez üsdeyiz lu an, yorumunu geç görmüş olmamı saymazsak:)

Serpil, alalım diyoruz o mütevazi binayı, ne dersin?:)))