12 Aralık 2008 Cuma

Bir Mavi Yolcudan Meraklısına Mavi Notlar - 1

Ege ve Akdeniz koylarını tekne ile denizden keşfetme fikrinin mucidi ve ilk uygulayıcısı “Halikarnas Balıkçısı” Cevat Şakir Kabaağaçlı ’dır. Kendisi zamanı aşan, nadide yetenekte ve güzellikte bir insan, yazar, ressam, botanikçi, tarihçi, filolog, mitolog ve daha bir şürü şeydir. Hayranı olduğum bu büyük insanı buradan bir kez daha saygı ile anıyorum. Türkiye’nin o zamanlar tam anlamıyla bâkir olan güzelliklerini daha çok insana tanıtmak amacıyla, külüstür takalarla ve türlü imkânsızlıklarla yaptığı bu keşif gezilerine zamanla eşini, dostunu da dahil etmiş, yıllar içinde sayıları gittikçe artan “mavi yolcularla” yapılan bu geziler günümüzde Türk turizminin hala önemli ölçüde otantikliğini koruyan dinamolarından biri haline gelmiştir.

İlk mavi yolculukların kaydı, Halikarnas Balıkçısı’nın gönül dostu, bir başka şahane yazarımız Azra Erhat tarafından tutulmuş, “Mavi Anadolu” isimli kitabında yayınlanmıştır. Mavi Yolculuğun “orjinal” tarihini ve Türkiye’nin nereden nereye geldiğini (kimi zaman da gelmediğini) bu kitapta okurken gerçekten çok şaşıracaksınız. Günümüzde herkes “Mavi Tur” diyor, ama mucitlerinin bu eşsiz tecrübeye uygun gördükleri isim “Mavi Yolculuk”, kendilerini de “Mavi Yolcular” olarak tanımlamışlar. Ben de daha ticari bir havası olan “mavi tur” yerine, bu ifadeyi kullanmayı uygun buluyorum.
Kitabı geçtiğimiz kış alıp, yaz tatilim için saklamıştım. Denizle, deniz kültürüyle, yelkenle, tekneyle ilgili kitaplara bayılırım, ama özellikle deniz tatillerinde bunları okumanın keyfi başkadır benim için. Denizi bu kadar seven bir insanın bu yaşına kadar mavi yolculuk yapmaması iç sıkıyordu doğal olarak, o nedenle geçen yaz tatilimizde “seneye bu işi mutlaka hayata geçirelim” diye konuşmuştuk aramızda.

Yapanların kesin tavsiyesidir mavi yolculuğa “kapalı grup”la çıkmak. Huyu huyuna, suyu suyuna uygun, keşif maceralarına her daim hazır ve nazır 6 kişilik mini bir grupla, 21 Eylül 2008 sabahı, Marmaris’ten çıktık hepimizin ilk mavi yolculuğuna.

Sabaha karşı Muğla il sınırında bizi karşılayan deli sağanağa silecekler yetmedi, arabayı kenara çekip bir süre şiddetini kaybetmesini beklemek zorunda kaldık. Bizi karşılayan Marmaris ve teknemiz de bu sağanaktan nasibini almıştı.

Mavi Yolculuk genellikle yine ülkemize has tekne tiplerinden biri olan guletlerle yapılıyor. Acenta sahibi arkadaşımız guletin fotoğrafını daha önceden bizimle paylaştığı halde, limanda bizi bekleyen teknenin fotoğraftakinden de güzel silüetiyle adeta büyülendik. Yaklaşık 28 m.lik, çift direkli, 2006 yılı yapımı, kuğu kadar zarif bir gulet Yasemin Sultan. 3 marifetli mürettebat ve 4 kamaraya sahip. 6 kişilik grubumuz için fazlasıyla büyük.

Bu işi defelarca yapmış olanlardan öğrendik ki Mavi Yolculuk’ta tekne seçimi çok önemliymiş; çünkü gayet kötü, bakımsız teknelere çatmak olasıymış. O yüzden tembihlenmiştik “kamaralarda bağımsız duş-tuvalet var mı”, “tuvaletler pompalı mı normal mi” (dalış yapanlar bilir pompalı tuvaletin ne azap bir şey olduğunu:)) gibi çeşitli soruların cevabını en baştan almak için. Acenta sahibi arkadaşımız sevgili Serhat sayesinde içimiz bu yönden rahattı aslında. Ama yine de buradan ilk kez mavi yolculuk yapacaklara benim de tavsiyemdir bu soruların mutlaka sorulması. Yasemin Sultan bir bakıma “5 yıldızlı otel” standardında bir guletti.

Mavi yolculuklar yine “genellikle” cumartesiden cumartesiye satılıyormuş, yani “genellikle” 6 gece ve 7 günden oluşuyor. Grubumuzdaki herkes deniz aşığı olmasına rağmen ilk yolculuk için 7 güne cesaret edemedik ve “4 gece-5 günlük” bir program yaptık. Hatırlatmak isterim ki, kalan günlerde tekne çalışmayıp limanda yatacağından, çoğu acenta böyle kırpılmış mavi yolculuk için daha avantajlı fiyat vermeyecektir. O nedenle ekonomik sebeplerle gün sayısını kırpmanın bir kazancı olmayacağını belirtmek isterim. Fakat acenta sahibi arkadaş olunca, lehe bazı kıyaklar yapılabilir, tıpkı bize yapıldığı gibi:)

Yolculuk öncesi acenta ile konuşulması gereken konulardan biri de yemek. Her teknenin aşçısı var ve denizci aşçılar gerçekten yaman oluyormuş. Bunu duyardım, dalış teknelerinden az-biraz görmüşlüğümüz de var ama bu kez bizzat ve baştan sona yaşadık, tecrübe ettik:)

Yemek konusunda iki seçenek var: acentadan yemek dahil fiyat almak ya da yemek alışverişinin yolcular tarafından bağımsız yapılması. Her halükarda aşçı hazırlıyor yemekleri ama az yiyen veya yemek konusunda aşırı titiz cinstenseniz, bağımsız gıda alışverişi sizin için daha uygun olabilir. Fakat uyarmak isterim: şu kadar kişinin, şu kadar gün, şu kadar öğün yemeğinin metrajını hesaplayabilmek kolay iş değil. Ayrıca, deniz havası gerçekten insana normal zamandan daha fazla yediriyor.

Yemek, ekibimizin hassas olduğu konulardan olunca biz orta yolu seçtik: Yolculuğa çıkmadan bir kaç gün önce acentanın belli yolcu sayılarına göre kullandığı standart kumanya listesini aldık, inceledik, zevkimize göre eklemeler-çıkarmalar-değişiklikler yapıp geri gönderdik. Acenta bu listeye göre alışverişi biz gelmeden önce yaptı, bize ise sadece tekne limandan ayrılmadan kasabı, manavı, balıkçıyı tek tek ziyaret edip paralarını takdim etmek düştü:) Bu alışverişin sonucu olarak ahçımızın ortaya çıkardığı yemekler lezzet ve sunuş olarak mükemmel, miktar olarak ise sağlam yeme kapasitesi olan ekip üyerileri için dahi hayli fazlaydı. Midemizi de, gözümüzü de, gönlümüzü de doyurdu:)

İçecek konusunda da mavi yolculukların bir raconu varmış: Yolcuların tekneye kendi içeceklerini getirmesi mürettebatça “genelde” hoş karşılanmazmış, teamül gereği içecekleri mürettebat satarmış, bu şekilde bütçelerine katkı sağlıyorlarmış. Bizim ekibin dikkat çeken “ortak” özelliği sıvının her türünü fazlaca tüketmesi, herkes kendini biliyor, o nedenle acentamızla bu konuyu şöyle çözdük: İçecekleri biz aldık, ama yolculuğun başında ve sonunda tekne mürettebatına geleneksel olarak verilen bahşişin miktarını yüksek tuttuk. Bu konuda tavsiyem, içecek alışverişinde herkesin kendi içeceği sıvı miktarı ve türünü hesaplaması ve bunların toplamının %10’u fazlasıyla alışverişin yapılması. Ve önemli uyarı: Lütfen “Oha! bu kadar çok şeyi nasıl içeceksiniz?” diyenlere kulak asmayın:) Biz bu uyarıyı bir miktar dikkate aldık ve 4. gün itibariyle “Mürettabat Bar” ın hesabına geçtik bile:) Hele ki yazın sıcak zamanlarında yapılan mavi yolculuklar da sıvının her türünün fazla fazla depo edilmesinde fayda var.

Mavi yolculuklarda günün en büyük eğlencesi öğünler ve içkiler; en keyifli an da tekne seyrinden, görsel güzelliklerden, oksijen fazlalığından ve denizde debelenmekten iyiden iyiye rehavete kapılmış yolculara yemeğin hazır olduğunu haber veren çan sesi... Hele de aşçınız bizim Murat Abi gibi marifetliyse, her öğünün şölene dönüşmesi kaçınılmaz.

Gelelim rotanın seçimine: Dediğim gibi, hepimizin ilk mavi yolculuğu olduğu için bu konudaki seçimi acentaya bıraktık. Serhat seçtiğimiz gün sayısının Marmaris’ten Göcek tarafına inmek için kısa olduğunu (toplamda bir gün deniz seyri yapmak gerekiyormuş) söyleyerek, en fazla 2-2,5 saatlik seyirlerle ulaşılan bir grup koydan oluşan Marmaris yarım adası rotasını önerdi. Seyirler de motor çalışıyor, uzun yolculuklar da motor sesi hakikaten can sıkıcı ve yorucu olabiliyormuş. Gerçi Yasemin Sultan’ın motoru da üzmedi bizi, çok ses çıkaran ve buram buram mazot kokutan cinsten değildi.


Türkiye’de pek çok farklı rotada mavi yolculuk yapılıyor. Bunların en popülerleri Göcek ve Gökova rotaları. Buralarda, yeşilller maviyle kucaklaşıyor.

Bilirsiniz, biz Türkler popüler olan şeylerin suyunu son damlasına kadar çıkarmayı severiz, çıkarırken çoğumuz “birazı da kalsın başkaları da faydalansın” demez. Hem okuduklarımdan hem de duyduklarımdan bu güzelim rotaların çoğunun çok ciddi kirlilik tehdidi altında olduklarını biliyordum. Kaptanımızın dediğine göre denizcilik kurallarına göre açık denizdeyken yapılması gereken sintine (tekne tuvaletlerine bıraktığınız izlerin saklanmakta olduğu depocuklar:)) boşaltımı, ne yazık ki pek çok bencil ve düşüncesiz özel tekne tarafından bu güzelim koylarda yapılıyormuş. “Adam yaz başında yatını demirliyor bir koya, bütün yaz aynı yerde kalıyor tekne, hiç seyir yapmıyor, sintineyi de doldukça oraya bırakıyorlar” dedi bizim kaptan. Bir özel tekneye Türkiye’de sahip olan sayısı azdır, denizi genellikle sevmeyen bir halk olduğumuz için tekne sahibi olanların deniz ruhuna aşık ve saygılı kişiler olacağını düşünmekle fazla iyiniyetli davranmışım anlaşılan. Binlerce yıl aynı şekilde kalmış, korunmuş güzelliklere bu tür bencil davranışlarla bir anda ve geri dönülemez şekilde zarar vermeye, sonraki nesillerin haklarını yemeye insan vicdanları nasıl razı oluyor acaba? Bu nasıl bir vicdan türüdür acaba?

Sevindirici olansa Marmaris koylarının hâlâ tertemiz olması. Her gün, en fazla 2 saatlik seyirler yaparak, ikişer koy değiştirdik. İlk gittiğimiz koylarda öğlen yemeği sonrasına kadar kalıyor, diğerinde ise akşam yemeğini yiyip, konaklıyorduk. Rotamızı ve seyahati 2. yazımda anlatacağım.

5 yorum:

N. dedi ki...

çok güzel..

Abi dedi ki...

keyifli, keyifli..
Allah içinize sindirsin..

Basak dedi ki...

Sağolun sevgili N. ve sayın Abim...

Hale dedi ki...

Sevgili Başak
Yazıların çoğunu okudum, hevesim kabardı anlatış tarzından. Yüreğine sağlık. Mavi Anadolu alınıp okunacak, bu biiir; mavi yolculuk plana alınacak, bu ikii, Ağrı dağı ancak uzaktan seyredilecek, üüüç... Sıkılmayıp, yazdığın, içimdeki hareket enerjini tetiklediğin için teşekkürler. Sevgiler

Basak dedi ki...

Sevgili Hale;
Bu güzel yorumun için kocaman teşekkürler:))